6 Aralık 2010 Pazartesi

home is where your heart is

Sabah uyaniyorum, gece uyuyorum bazen. Acikinca yemek bile yiyorum, sigarayi cogalttim fark etmeden. Yururken yorulsam da lanet etmeden hicbir seye varabiliyorum eve. Arada bir balik kokularina kanip yonumu sasiriyorum, hayat bilindik, tahmin edildigi gibi.

Telefonum titriyor arada bir, gozum kaciyor karsimdaki fotografa, siyah kemik cercevenin arasindan gorunen badem gozlerine birinin.

Sabah isime gidiyorum, uyanip kahvaltimi yaptiktan, denize bir goz atip, biraz miyavladiktan sonra yollarda kosturuyorum. Aslinda gecikiyorum neredeyse her gun ama farkina bile varamiyorum, insanlarin hepsi mi sakin bu sehirde benim gibi? Herkesin icinde garip bir buyulu sarki mi caliyor durmadan? Kor oluyorum, yavas yavas.

Aslinda gozum kaymiyor, bilerek buluyor istedigini.

Aksamlari bazen yalniz kaliyorum, bir yerlerde biri durmadan piyana caliyor, puslu bir plak gibi bir ses dolaniyor etrafta. Yillarca beklemenin verdigi bir saskinlikla belki de daha cocukken hayal ettigim bir ruyaya uyudugumun farkina daha yeni yeni variyorum.

Hayat beklendigi gibi, rutinleri devam ediyor her gun ve biraz daha cok seviyorum ben her gecen saniye izin verdigi surece. Bir sarki hediye ediyor o bana, alip sariliyorum hediyeme, uyumak istemiyorum boyle hissedince, uyumak zaman kaybi gibi geliyor, sanki uykuya ihtiyac duymadan da yasayabilirmisim gibi geliyor. Aklim yerinden tasinip gidiyor bir yerlere, yavas yavas.

Eger bir gercekligi varsa bu yasadigimiz hayatin, ona bir kadeh kaldiriyorum hayali.

Ruyalardan uyanip da karsisinda dunyanin her seyine bedel bir gulumseme gorurse eger, o kadeh havada asili kaliyor.

Kadehimden bir yudum cay iciyorum bu gece, iki kisilik bir cay hazirlamis iklimin degisimi.


Ama en guzeli, bazi hikayeler basindan inandiriyor seni bitmeyecegine.

O romani yaziyorum artik, iki kisilik bir gece ruyasi.

24 Kasım 2010 Çarşamba

and this old world is a new world and a bold world for me

Su sarkinin bu blogta bir gun kullanilabilecegi fikri aklimin ucundan gecmek bir kenara dursun, bir ihtimal bile degildi o'nu taniyana kadar. Ask hos gelmis semtime.

22 Kasım 2010 Pazartesi

i never thought we’d meet

Notre Dame de Sion
sabahin onu, o'nun durdugu
onlarca insanin yok oldugu
geyikler durmadan havaya sicriyor
i never thought we'd meet
lale muldur yankilaniyor
hava guzel olsun
bir tutam gunes
sehir bir yumak gibi onumde
sen karsimda
kis gozlerini biraz daha
bak kapatiyorum ben
perdelerimi
bir yerden firlayip cikiyorsun
uzun caddelerin birinde rastlamis gibi
kalem kiriliyor, kalem yikiliyor
leblerinden ayrilamiyor bebeklerim
leblerini istiyorum,
leblerinde bir ruyaya yatiyorun caddenn ortasinda,
uyandirma
uyanmadan
yoldan gecen biri sesleniyor;
boogie street'e hosgeldin!


21 Kasım 2010 Pazar

soon is now!

Morrissey sormustu ben tekrarladim, sanirim ilk defa cevap verebiliyorum bu kadar net 7 saatin ardindan, soon was today, so soon is now, soon is everything from now on.

'i know that i love you through the hole in the sky'

20 Kasım 2010 Cumartesi

şeffaf çizdim ben zaten kendimi

Bir yil once Atina'nin sokaklarinda ibadet edermiscesine Birsen Tezer dinlerken aldigim zevkin yaninda paralel olarak hayal ettigim bir sey vardi. Bugun onu yaptim, Birsen Tezer'le yurudum sokaklarinda Istanbul'un. Tek eksik kaldi, o da su saniyelerde ucagindan inmis geliyormus, sonra her sey yerli yerinde, her sey bir ahenkte olacak sanki, o kadar iyi bir tablo ki, 'korkuyorum anne!'


Birsen Tezer - Çal Kapımı
Yükleyen muzikgazetesi. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

sonra bir ev boyadım sana
kapısı mavi, zili deniz
içinde yaşasak ikimiz

17 Kasım 2010 Çarşamba

elimi avucuna al, sevgilim, zihinlerimizde bir kivilcim var

Bir senenden az biraz zaman once bir karar vermistim, kararima ortak olan insanlar vardi hayatimda, gozlerinin ici gulen duyunca dediklerimi. Birkac kayip verdik zamanla, olsun.

Bir seneden az bir zaman once bir sabah uyandigimda karar vermistim artik nereye gidecegime, hep aradigim yer, benim en azindan istedigimde gidebilecegim o yer neresiydi?

Eninde sonunda bu hikayenin devami o sehre kayacakti, bunu daha 15 yasimdayken biliyordum.

Artik gitme zamani, ya da geri donus mu demek lazim cunku asil yolculuk geri donustur der bazilari.



Genel Ahlaksiz exclusive The Rumour Said Fire'dan The Balcony gelsin, heyecanli ve umutlu, siirsel melodi.

bir masalın ağzını kapat ve yat

Gunlerden bir gun, hoscakal koprusunden bakarken dunyanin renklerine, hava kararirsa diye korkan cocuklugumun aksamustlerinde hayal ettigim bir seylere veda ettim, usulca dustu elimden, yavasca biraktim renkleri suya, yagmur var miydi, sis coktu o aksam, hafif urpertiyordu kuzey avrupa havasi ama hic titremedim, hic akmadi gozumden yas.

Gunlerden bugun, ruyalarimdan uyanmaya korkmadan, kalbim kut kut atarak sarildim ona, elini uzatti, isaret parmagi degdi ilk, sonra kenetlendi parmaklar, Tanpinar'in buyulu bir suda yari uyur halde diye tabir ettigi liminal durumdan nasibimi alip da kalktim yatagimdan, yattimiz yerden.

Gunlerden dun, hastane yataginda yatarken gordugum korkunc ruyalari bir daha gordum, havadan midir, sonbahar biterken kisa sarilan zamandan midir?

Gunlerden bir yarin olacak, her sey farkli olacak diye inanirdim cocukken. Simdi gunlerden yarinlari hep kacirmis bir tren bekleyeni gibi, luna parkta bileti kaybolmus yalniz bir cocuk gibi, siyah beyaz gunlerin cekildigi filmlerde kaybolup gitmis gulumsemeler gibi gunlerden yarinin tanimi.

Gunlerden bir gun, hic de farkina varmadan asik olmusum, hic bilmeden hayal ettigim bir seye sarilip uyumusum. Uyaninca kacip, sokaklarda bulmusum kendimi. Sanirim bu gibi sebeplerden;

Bazen kalp atislarimi kaldiramiyorum
Cikarip koyuyorum yatagin altina
Uzerime uzun bir gece ortuyorum
Aklima, diyorum, aklima girme
Hic olmazsa uyusun bu gece.

Fryderyk Chopin - Nocturne - Alessio Nanni from Alessio Nanni on Vimeo.



"seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü bir şey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim." *

* Lale Muldur

15 Kasım 2010 Pazartesi

haberim olmadan hayal ettigim dusler

O: Seninle konustugumda sanki bi film izliyormusum gibi, senin hayatindaki ivedi degisiklikleri seyrediyorum ve bundan keyif aliyorum; an be an her seye tanik oluyormusum gibi.

Ben: Ama su son bir ayda her seye tanik oldun hakkaten. (Icsesim: Yerim!)


Yakinda dilim acilip, parmaklarim tuslara deli gibi basacaktir. Son gunlerde durmadan guzel haberler alip, guzel tesaduflerle, hayal edip de haberimin olmadigi olaylari yasiyor, insanlari taniyor olusum benim bayramim, tabiri caizse, ruh halimi donusturup bir sarki yapacak olsaydi kader saban bajramovic'in bu sarkisi olurdu saniyorum. Bayrama inanmiyorum ama bir kutlama var!

12 Kasım 2010 Cuma

waiting in slow motion

Su son iki ayda yasadigim aksiyonun, heyecanin, gerilimin sonuna yaklasiyorum sanirim.

Su hayatimin bugune kadar olan zamaninda suphe etmedigim tek seyle yuzlesmeye, tanismaya da basliyorum sanirim.

Bazen beklemek dunyanin en guzel eylemsizligi olabildigi halde, sifirdan baslayacak olmanin heyecani gulumsetiyor beni.

Yaptigim yanlislarim ve bana yapilan yanlislarla bir hayati tamamiyle geride birakiyorum, siyah dev boy bir cop posetine doldurup unutma coplugune yolluyorum.

Simdi, yeniden baslamanin vakti geldi, simdi beklemenin tadi bir baska.

8 Kasım 2010 Pazartesi

3 Kasım 2010 Çarşamba

i know what you're searching for

Bir soru.

Bir kisi dinledigi muzikler yuzunden ilgi cekici olabilir mi?

Ikinci soru.

Dinledigi muzikler yuzunden ilgi cekici olan kisiye karsi bir takim duygular beslemek mumkun mudur?

Evet, tonight's the night.

2 Kasım 2010 Salı

i'm always learning things the hard, hard, hardest way



Hicbir sey yazmami gerektirmeyecek kadar beni tapinti haline getirmis bir sarki bu, basligi bagirdigi zaman, terler alnimdan duserken, asiri alkollu, sigara dumani icinde yeniden asik olur gibi olma ihtimalime dair soyleyebilecegim birkac seyden biri. Dinleyin lan!

22 Ekim 2010 Cuma

dinlenme tesisi mola kafasi

Zat-i muhterem bir arkadas, kacamak ask, kaybolmus bir ihtimal boyle bir laf etmisti bir gun sabahin altisinda elimizde posetlerle yururken. Kahveyi yudumlarken demistik, saat 2 ve 6 arasinda sabaha karsi, uzun bir otobus yolculugundasin ve bir dinlenme tesisinde mola veriyorsun, yorgunsun, uykulusun ama canin sigara da icmek istiyor, belli olmaz tost bile yersin yaninda cay icersin, her neyse, o otobusten indigin ilk andaki kafa iste bahsi gecen kafa, dinlenme tesisi mola kafasi. Her sey birbirine girer oyle hallerde, kimsenin konusasi kalmaz, ama bi' seyler gelir aklina durmadan, unuttugun her bir bok aslinda o an toplanip hatirlatir kendini. Bir de gidisin yeni bir yerin telasiyla karisiksa tamamen degisir duygular, hatta karisir.

Kenarda bir ay oncesinde yazdigim bir 'gidiyorum' yazisi vardi, ama bir ayda yine dunyanin olayini yasayip, dunyanin kararini alip o yazdiklarimdan uzaklasmisim. O kafa bir aydinlanmaya da sebep oluyor bazen. Erken ozet gecmisim gecen yil icin aslinda, o zamandan beri bir yillik malzeme yine cikti ne de olsa. Neyse.

Yeni kitadan once son cikis.

Insan denen mahlukatin beni hep sasirtan bir mekanizmasi var. Ondan da ote, insanligin yasadiklarinin bir duzende islemedigine inanmama ragmen, her seyin bir sebebi olabilecegine olan celiskili bir inancim da var.

Hayatta bir takim tesadufler sadece gerceklestikleri zaman varliklarini hissettiriyorlar insana, gerceklesmeseler zaten hic haberimiz olmazdi ama bir sekilde gerceklesiyorlar, hic ummadigin bir zamanlamayla beklemedigin bir seyler oluyor, surpriz bir sekilde biri cikiyor mesela karsina, asik oluyorsun aniden, ya da hayatinin askini bulman aslinda bir otobusu yarim saniyeyle kacirmanla gerceklesiyor. Tanidik hikaye degil mi? Ama durmadan gerceklesiyor. Sorularim da birikip duruyor benim.

Mesela niye durmadan 500 days of summer gosteriliyor her bindigim ulasim aracinda? Ya da niye ayaklarim durmazken yerinde asik oluyor insanlar bana? Ama en buyuk aydinlanmasi bu kafanin aslinda o filmi izlerken hep yanlis insanla kendimi ozdeslestirdigimi fark etmem. Ben kendimi Tom zannederken aslinda bildigin Summer'misim, basindan sonuna kadar kendimi gordum de sasirdim bu sefer. Olayin guzel kismi aslinda kendi gecmisimdeki bircok seyin de bu vesileyle aydinliga kavusup, berraklasmasi, bir nevi nirvana.

Bu nirvanaya tabi ki yine bir yerlere gidiyor olma durumu, kafasi da etki etmis olacaktir suphesiz. Iki yil sonra yine mekan degistiriyorum, artik yolculuk etmekten bildigin tiksinmis olsam da heyecanlanmadan edemiyorum. Celiskiler yumagi.

Bu yazinin asil demek istedigi aslinda su olacakti.

Hayatta ne kadar plan, program, arzu, istek, hayal, emek olursa olsun gunun birinde aslinda onceden hic tahmin etmedigin, planlamadigin, beklemedigin bir gelisme, bir dusunce, bir karar vucut bulabiliyor aniden. Herkes icin gecerli bir sey degil suphesiz ama boyle anlar var benim hayatimda. Oyle anlar ki tum gecmisini unutturup yarinin ne kadar guzel bir gercek olduguna inandiriyor seni. Oyle kararlar ki kendi kendine bile itiraf edemedigin cesaret ornekleri gerektiriyor. Oyle olaylar ki hayati anlamli kilip zihninde guzel bir melodiyle bir ruya bahcesinde, arzuladigin tenle uykuya daldirma rahatligi verebiliyor. Sanirim hayati katlanilabilir kilan yegane seylerden biri de bu bircok insan icin, tahmin edilemezligi, planlanamazligi, surprizleri.



Bu kafaya da ne dedigini anlamadigin ama deli gibi sevdigin bir sarki gidebilir zaten.

5 Ekim 2010 Salı

let us go back to berlin

Iki yil once Ankara'dan ucup gittigim, iki ay once birakip da geldigim, dogdugum, buyudugum ulkemden cok vatanim olmus sehre simdi giderken sanki aradan yillar gecmis gibi hissedebilirmisim. Oradayken burada, buradayken de orada olmam gerekiyorus hissi klasiklesmis bir ironisi sanirim hayatimin. Beni cagirip duruyor ne de olsa bitmemis hesaplar, ucundan siyirip gectigim ihtimaller. Hep sikayet ettigim 'mobilite' aslinda ne de guzel bir ozgurlukmus, hep rahatsiz eden geciciligi Berlin'in aslinda ne kadar da yalanmis. Hayatin durmadan garip ihtimallerle beni mutlu edebiliyor olmasi ve devinime uyum saglamis olabilmem (sonunda) bir peygamber huzuru veriyor bana bazen. De ki, her kim ki o sehirde yasamis olsun, bir daha oraya ugramak icin ugrasip duracak, eger uslu olursa da spree'nin etrafinda sarap bile icebilecek. Amen.

there is love in the air
destruction is everywhere
<>
come let us go back to God


4 Ekim 2010 Pazartesi

Otel Odalarinin Cekiciligi 3 ve Otel Odasi Hikayeleri

Yeni tasindigimiz evin tam karsisinda bir otel var. Sabah sokakta yururken karsilastigim genc adam da biraz once sigarasini iciyordu camdan sarkarak benim gibi.

Yolda yururken durdurup adimi sordu, tanidik zannetmis. Kendi adini da soyledi bana. Gercek adimi soylemedim kendisine, o saniye uydurdum bilindik bir isim. Sonra yurumeye devam ettik, tanidik biri gibiydi, nerden taniyorum seni diye sordum, o da ayni soruyu dusundugunu soyledi sadece.

Yol boyunca yuruduk, yokus yukari, arada bir koluma girdi, arada bir durup yuzume bakti, dayanamayip gercek adimi da soyledim sanki ikinci ismimmis gibi. Farkina varmadan aksama kadar yurumusuz.

Geri donmeye karar verdigimizde Ankara da sogumustu artik, gece aniden bastiran titrek bir sis vardi sanki. Tedirgin olmam gerekiyormus gibi hissetmeme ragmen bu sefer ben onun koluna girdim. Yuruduk otele kadar.

Hatirlamaya calistigi seyi sonunda hafizasindan cekip cikarmis gibi artik durup durup yuzume bakma ihtiyaci duymadi, sadece yurumek, arada bir de konusmak yetti. Baska sehirlerde bilinmedik zamanlarda beraber yurumusuz gibi sanki.

Otelin onune geldigimizde her evin isigi yaniyor, otelin odalari sakin bekliyordu sahiplerini. Davetini kabul edip ciktim yanina, asansorde cocuklugumdan tanidigim arkadaslarimla karsilastim, gorevlilerden bir kaci akrabamizdi sanki, koridorlarinda yururken aynalardan tanidigim herkesin yansimasini gordum. Hayatimin en tanidik mekanina adim atmis olmanin rahatligiyla hicbirine aldirmadan yurumeye devam ettim onun yaninda. Bir ara durdurdu beni, bir isini halletmek icin gitti yanimdan bes dakikaligina, o zaman sima olarak tanidiklarim da dahil hayatima bir sekilde girmeyi basarmis her canlinin bu otelde kaliyor olabilecgini gecirdim aklimdan. Zemin katta ailemden insanlar ve cocuklugumun simalari, ikinci katta buyudukce tandikilarim, ucuncu kati lise yillarim, dorduncu katinda Ankara'nin univeriste hayati, besinci katinda da Almanya'nin soguk ikliminde gecen iki yilin insanlari, bazilarinin odasi muhurlenmis, bazilari hala kullaniliyor ama olduklari gibi kalmis neredeyse hepsi. Onun odasi altinci katta, hayatimin yeni doneminin ilk tanisikligi o, odasina girdigimizde ve o ceketini cikardiginda tipki adasi Turgut'un yaptigi gibi uzanip kendi yanaklarimdan optum ilk once. Yaptigima gulumseyip o da tekrarladi Turgut'un hayalini. Ilk adim zor, ilk adim korkunc, ilk adim her zaman atildiktan sonra beklenmedik seylere gebe ama atilir atilmaz da yeni bir hikaye yazdirmaya baslatiyor. Altinci katta yeni bir hayat basliyor, katin ilk misafirini yerlestirip tadini cikariyorum temiz sayfanin. Simdi tekrar gidip sair olmayan Turgut'un yanina, hikayemi anlatmaya baslamanin zamani, telefonda duydugum sarki bitmeden.

29 Eylül 2010 Çarşamba

Love of life makes you feel higher

Insan aktif olarak da anilarini unutmaya calisip bu iste basarili olabiliyormus bazen, hayatta hic unutulmayacak seyler var muhakkak ama bazilarini degersizlestirip de kaldirdigim zaman aklimin tavan arasina, olayin boyutu degisiyor. Belki ancak tasinirken bir daha gorurum onlari, o yuzden kalpten ve icten bir elveda kucuk gecmis kirintilarina, higher.



Bir yandan da olmeden once 1905 sayfalik bir intihar notu birakan arkadas geliyor aklima, hayatin hicligi hakkinda yazdiklari, sonra dusunuyorum, joy division geliyor aklima, curtis de intiharlik degil miydi? Tum pesmistliginin otesinde boyle de bir sarki yapabilmis ama, dozunu kacirmis sadece yoksa hayatin onceden belirlenmis bir anlami yok evet, yasadigin her an anlamini kendi yaratiyor zaten, ya da hayatin kendisi bir anlam yaratma sureci zaten, bu anlami yaratamiyorsun bu kalabalikta intihar etmeni anlayabilirim ama biraz beceriksiz oldugun gercegini de kabul etmek lazim. It's all a meaning-making process, bitch!


Love, life, makes you feel higher,
Love, of life, makes you feel higher,
Higher, higher, higher, higher,
Higher, higher, higher, higher,
Love of life, makes you feel higher.

gizli tuttum

Bir hikaye yazasim geldi, bir haftalik bir senaryo belki, icinde gecmisimden sectigim tek bir sey olsun mesela, sariya bulanmis saclari olan cilli bir cocuk ciksin karsima genis bir caddede, gozlerini kisarak gulumsesin. Bunun bir ruya oldugunu anlayip uyansam kan ter icinde, gozlerimi actigimda tam da yanimda sari-beyaz teninden gunes sicrasin gozume, gozum kamassin da uykum aninda kaciversin odanin tavandaki camindan. Ten kavrulsa da, ates bassa gunle birlikte yataga, yansa her sey, ter bosalsa beyaz carsafa, usumeden titresek, kivransa zaman, uguldasa geceye yer vermek istemeyen gunun buyusu, Tanpinar'in anlattigi gibi bir golge dusse goguslerine, elim gezse uzerinde.

Yillar yili suregelen bir ruzgar vardi kucuk bir kasabada ben de kucukken. Hava karardiktan sonra cikip gelirdi sehre, o yuzden korkardik gunes saklanmaya basladikca ufukta, kosup giderdik evimize. Bazen de bir kafede oturup kalirdik onunla, ilk sigarami icirdigi gun gibi.

O kasabanin insanlari hep tek tipti, herkes hava kararmadan evine gider, ya televizyonun karsisina oturur ya akraba ziyaretlerinde cay icerdi. Kimisi gizli gizli raki ya da bira icerken, neredeyse herkesin elinde bir sigara vardi. Film Noir sahneleri gibi her evin tavaninda duman birikir, cocuklar farkinda olmadan bogulurdu, kadinlar suskun ya da kackin, erkeklerin yasadigi bir dunyaydi o. Cocuklar unutulmustu o kasabada, sadece yemek vakti ya da banyo vakti hatirlardi insanlar cocuklari. Onun disinda sokaklarin hep bir eglencesi, hep bahsettigi bir korkusu vardi cocuklar icin. Ama en kayiplari da ergenlige girmis yeniyetmeleriydi o kasabanin. Gece ruyalari yetmez, gunduz dusleri tatmin etmez hale o yaslarda geliyormus. Kimisinin kitaplari vardi belki.

Aslinda sadece ikimizin, hayallerimizi yazdigimiz kitaplarimiz vardi birbirimize durmadan verdigimiz, degis tokus edip konustugumuz. O kitaplarda buldugum bir buyu vardi, geceleri cikar gelirdi o buyu yanima ya da kis gunu hava yeterince karardiginda ve kardan goz gozu gormedigi zaman ciktigim sokaklarda bulurdum o buyuyu. O hengamenin icinde bir gun ciktigimda sokaga, karlara basa basa gezdigimde anlayamamistim yerimi dunyada, korkup da kacmistim kaldirimlardan, nefes nefese kalip onun yasadigi sokaklarin etrafinda gezmistim tum gun.

Tam da yuzume carptiginda ayaz, eve gitmek icin, ruzgardan kacmak icin artik cok gec oldugunu anlayan ben ne kosmaya guc bulabildim ne de istek. Ruzgar dolandi etrafima, oyun oynadi benimle, ilk once titretti bedenimi, sarsti ellerimi, korkuttu tum heybetiyle kararan gunle. Sokagin basindan gelen bir eski arabanin icinde tanidik bir yuz, camindan bildik bir melodi dolup tasti her yere.

Yillar sonra ayni melodi aniden doldu sehirlerime, semtlerime. Sokaklarimda insan kalmadi titrek bir sesin gucunden. Ben kimdim neydim, bu geceler, bu yasanmis yillar, her sabah uyandigimda aldigim nefes, cuzdanimda sakladigim vesikalik resmin, tum acilar, tum pismanliklar, her gulumsedigim saniye, beni mutlu ettigi her an, yasanabilmis ve yasanma ihtimali olan her turlu ruya ve hayal, her sokagin basi ve sonunda bekleyen golgelerim, telefonda gelen sesin, bekledigim aramalarin, telefonlar calinca hissettiklerim, yillar oncesinde bir piknikte senle gecirdigim gunum, pesi sira moralimin bozuk oldugunu anlayip anlamaya calistigin saniye, o anda dunyada, benim dunyamda bir seyler degisti, ses bozuldu, titredi, evlerin perdelerini cekti insanlar, hava isinip kararamadan kaldi aksamustu kasabanin ustunde.



Seneler gecip de araya bir suru yalan girdiginde bile, sen zannedip de koynuna sigindigim insanlardan bikip da yoluma devam ettigim anda cikip geliyor gecmisimiz karsima. Bazen sana olan askimin hic azalmadan devam edecegini dusunurdum, bazen nasil olsa gececek diye avuturdum kendimi, kimi zaman da kendiliginden azalir gibi olurdu yuzunun golgesi zihnimde. Hicbir sey tahmin ettigim gibi olmadi ama, seni sevmekten uzak kalamadim, hep daha farkli sevdim, durmadan degistim, durmadan degisti sevgim. Beni simdi bir turlu uzemiyor seni bu kadar istiyor olmak, sende kaybolup da her seyi unutma istegi hic rahatsiz etmiyor artik beni cunku tanimlayamiyorum yine senin yerini dunyamda. Hep orada olacagini biliyor olsam da durmadan degisen mahallelere tasiyorum seni sehrimde. Bazen unutup, bazen gozlerimin onune koyuyorum resmini.

Hic seni gormedigim bir sehirde karsima ciktiginda, o kucukken beni korkutan ruzgar esmeye basladi gecen gun. Ruzgar acimasizlik etmedi, dayanamadi icimdeki istege, fisildadi senin aklindan gecenleri de. Ama kesme ruzgar yuzumu, tenime aci veremedi bu sefer. O kasabanin ruzgari cikip da geldigi bu sehirde sadece tatli bir serinlik verdi cevreme, sigaralarimi ictikce, tenlerimiz degdikce bizi rahatlatan bir huzur.

Her hikaye bitmeye mahkum, ama bu bitmeyecek, bu sekil degistirip de kalacak yanimda, aklimda, odalarimda. O gecmisin sevdasi yerini huzurlu bir hatiraya donusturerek yaziliyor kisisel tarihime, isin ozeti iyi ki buna sahibim, iyi ki bu denli hissebilecek kadar insanim diye mutlu mesut veda edecegim ona, tam bir veda da degil belki ama uc, bes gunluk bir ruyanin bitisi belki. Yazdigim bir oykunun kisa ozeti, en fazla bir hafta surebilen senaryomun sonu. Zitliklarimi da alip gidebilirim sonucta, sevdikce de buyuyor icim, duslerim sayesinde hayata sarilip da ayrilabiliyorum sevdiklerimden. Her seye ragmen ve her sey icin sukran duydugumu bilsin istiyorum ama o da bende kalacak ki hikaye devam edebilsin, ki ben gulumsedigim zamanlarda onun resminin bulundugu cekmeceyi unutmayayim hic, ne de olsa en temiz sevgi, en yalansiz vurulma onda sakli, onun sayesindeydi.




----------------


Zeki Muren uclemesinin son halkasi; Zeki Muren Top 3'un ilk numarasi:

ahımı, hicranımı sakladım, gizli tuttum
gönlümü yıllar yılı hayalinle avuttum
o gençlik günlerimiz dönmez asla geriye
yazık ki dönse bile sevdayı unuttum

28 Eylül 2010 Salı

ne cikar bahtimizda

Kader kelimesiyle oynayip durdugum yaslarda sevdigim bir cocuk vardi karsimda, dunyanin en mutlu cocugu ben ayni zamanda en mutsuzuydum da o genclik zamanlarinda. Hayallerimde durmadan gozlerinin icine bakip bakip da titreyerek gulumsedigim adam, yuzundeki her cili birlestirip, noktalardan resimler cizdigim ruyalar, ona yazdigim kareli harita metod defterimin 80 sayfasi, kisa bir ozetidir dokuz yil onceki hayatimin. Gece herkes uyuduktan sonra dinledigim karisik kasetten uykum gelmezdi bir turlu, pencerinin disindan yansiyan sari sokak lambasinda yazdiklarim hep ona seslenirdi. Sonra bir sinir harbinde yaktim hepsini, hic hatirlamiyorum ne yazdigimi, gozumun onune gelmiyor ona anlattigim hikayeler. Simdi ev tasima telasi icindeyken actigim dosyalarimin icinde, kutularin kenarlarinda, kitaplarin sayfalarinda ona ait bir sey buluyorum hep. Sararmiyor bir turlu hatiralarimiz, kader denen sey de degismemekte israr ediyor. Bitmeyen bir hikaye gibi hep ayni tempoda devam ediyor, birbirimize itiraf edemedigimiz dusunceleri gozlerimizle anlatiyoruz. Soylesek de kurtulsak, itiraf edip de yasasak bekleneni diyoruz ama ne gerek var ki, bu hikaye hayatimin en guzel hikayesi simdilik, bahtimin en tatli hediyesi, ayni eve cikmayi teklif ettigi anda o mesela hala eriyebiliyor icimin ahalisi, bir kargasa cikiyor duygularimda ve evet diyorum kayitsizca. Evet ayni eve cikabiliriz ama simdi degil, gelecek sene dondugum zaman bu sehri ikimize ait kilmaya basladigimiz zaman, Huzur'u belki de son kez okumaya basladigim an. O zaman sarilip uyurum belki bir gece ona. O olmasa bile zaten hep onun hatiralariyla sevebildim sadece, onun hatiralariyla devam ettim digerlerine. Her sey ona gore, ona karsin, o gibiydi zaten.

Bana sunlari soyleyip durdu o yillarca, belki sesi yetmedi, belki melodiyi tam yakalayamadik ama hep inandirdi beni buna, hep bahtin oynanmaya hazir bir oyuncak gibi onumuzde bekledigine alistirdi benligimi.

aglama
olma mahsun
gulerek bak yarina
sanmaki guzelligin o ipek saclarina dokulen akla biter



Zeki Müren-böyle bir karasevda
Yükleyen noktasat. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!

shameless as an ocean

Biz duygusal insanlariz, uzuldugumuzde herkesten cok uzulup, mantiga el sallayip sarkilar pesinde kosmayi severiz. Ama ayni zamanda sevinince de herkesten cok sevinir, esya kirip, kahkahadan bogaz yirtariz, o bakimdan ya deli gibi uzulmeyi ya da kimsenin erisemeyecegi tutkuda bir mutlulugu sahipleniriz. Birini sevince de ya kopek oluruz ya da dusman, ya da cok yakin dostlar edinip geriye kalan gereksiz kalabalikla muhattap olmayiz, her insana gulucukler sacabilecek kadar yalan olmamak her seyden guzel zaten. Oyle mutluysa insanlar diyebilecek kadar da liberal degilim zaten, hayatta cok fazla dogru yok ne de olsa, benim dogrularimin gecerliligi de her gecen yilla artiyor. Genel anlamda bu, yani 'love dog'unki, hayati boyunca ortada ilerleyen, optimum sikiciligiyla un salmis insanlardan daha verimli bir hayattir bence, krizden mutluluk doguyor oyle ogrendim, durustce karsilikli hakaret edebildigin insanlarla ucuyorsun bazen, el salliyoruz asagidakilere.

Tv on the Radio, Dear Silence albumunden bagiriyor; you little dogs:

25 Eylül 2010 Cumartesi

kucuk beyoglu'nda gezen bir takim elbise

Merhaba, beni taniyabildin mi? Gozun bir yerden isiriyor, bakislarindan onu anliyorum. Ama dur bir dakika, sen benden cok icimdekini daha iyi taniyor gibisin. Ben de tanidigimdir buyuk ihtimalle sana, kucuklugunden beri hep gordugun, bazen imrendigin, bazen korktugun, bazen arzuladigin bir seyimdir belki. Ama olsun, beni goremiyorsun su anda, hatta hic tanimamis gibisin daha onceden. Ama gozlerin icimdekine bakip duruyor, aklindan ne cok sey geciyor, gozlerin dalmak isterken dalamiyor sanki. Dudaklarin hareket ederken baska bir sey soylemeye gucun olsa diye dua ediyorsun ama hayir, oyle bir beklentin yok. Sahibimin karsisinda oturuyor olman bile senin icin mutluluk sebebi bu gece tipki daha onceden oldugu gibi. 4 yil olmus sanirim siz gorusmeyeli, 4 yildir ilk defa elleriniz birbirini hissedip, yanaklariniz surtunmus birbirine. Onun telasi ve sevinci icindesin, belli. Gozlerin gulumsemekten disariya dusecek ya da elin aniden sarilacak parmaklarina.

Sen konusmakta zorlanmiyorsun eskisi gibi, dudaklarindan cikan hikayeler, cumleler, kelimeler artik aklindan gecen duslerinden bagimsiz ve takilmadan da cikabiliyor disariya, degismissin. O hic degismemis ama, biraktigin gibi, hala cillerini gormek senin icini gidikliyor, hala bir basdonmesine sebep oluyor kisik gozlerinin gulumseten ruya hazzi. Dort yildir unutmaya calistigin bir yumruk donup dolasip cakiliyor midenin orta yerine, kucuklugunden beri sevdigin sey, elma sekerin, durmadan dokundugun benim ceperlerimin icinde.

Masanin altindan bacaklarinizin birbirine degdigini fark etmiyor gibi yapiyorsunuz ikiniz de, neredeyse ustuste duran tenlerinizin arasinda senin buz mavisi kotun, benim siyah kumasim var. Halbuki itiraf edebilsen hep onu benim icimde gormeyi arzuladigini. Ama simdi kiskaniyorsun, simdi onun tenini saran kaygan siyahligimdan nefret ederek bakiyorsun bana. Beyaz gomlege daha cok kindarsin, kol dugmelerine gozun takilip dururken kendine hakim olamayip istiyorsun. O da cikarip veriyor kol dugmesini sana, hic dusunmeden. Ama almak istemiyorsun, eskiden fotografini geri verdiginde hissettigin gibi bir endiseye mahal vermemek icin hemen veriyorsun kol dugmelerini ona geri. O da hatirliyor ayni aniyi, ama ictikce hepsi uzak bir hayal, gecmis dunden de ote bir eski pazar yeri, sevimli bir eskici.

Hayatta insan cok az kisiyi digerlerinden farkli seviyor eninde sonunda, ne olursa olsun, yillar birikip bir dagin arkasina saklanmis olsa da, her gecenin sabahinda uyanmalarda baska bir tende baska bir tat arasan da, bazi insanlar oyle bir yerlesiyor ki icine, oyle bir mekan sahibi edasi icinde semtlerini ele geciriyor ki, hic haberin olmadan kabul ediyorsun, sanki hikayenizi Tanpinar yasasaydi yazardi, o da bu sokaktan gecerdi eninde sonunda. Sen bunlari dusunurken o da belki ayni telden caliyor, cunku gozleri hep kisik gulumsemekten. Simdi bir fotografa saklanin ikiniz, cerceveletip assin bir arkadasiniz bir duvara, boyle bu gecedeki gibi kalin sonsuza dek. Benim siyahim solar belki zamanla, belki siyah bir takim elbise giydigi icin pisman olur sonra sahibim ama her seye ragmen ikiniz de gulumserken donar bu sahne, oyle yerlesir tarihe. Gece kiskanc, yildizlar senlenmis, deniz parildamaktan kudurmus, sabah olmasin diye bekliyorsunuz ikiniz de, sabah olmuyor, periler tozlandirip eskitiyor sehrin zamanini, ama size kimse dokunamiyor, buyulenmis, imrenmis, seyre dalmis eski bir ahali, siz sarabin esliginde kipkirmizi, ates sicakligi.

22 Eylül 2010 Çarşamba

omrumce hep adim adim

Insanin yuzu en cok nerede gercek?
Dogdugu evde mi?
Buyudugu sokaklarda ya da
Umutlandigi sehirde?

Bir sehir insani ne kadar kor kilabilir gercege? Bazi sehirler kandirir, boyar harika bir makyajla insani, saklar icindekileri; bazilari ise kiri ve onursuzlugu resmiyete dokulmus insanlari cirilciplak birakir karsinda, bu kiminin dogdugu, kiminin de umut buldugu sehirdir belki. Ama benim icin bu sehir, bu ici mutsuz ve yalniz insanlarla dolu sehir, gercegi gorup de yine umutla kendime sarildigim sehir, yalanin karsimda kucucuk kalip da yok oldugu sokaklarin, benimse kendime dondugum ve kendimde buldugumla umut doldugum sehir.

Iki kitanin arasinda salinan bir vapurdan bakarken, gozleriminin onunde koprunun ortadan ikiye ayrildigi, ayrilirken da icindeki yuzlerce insani bogaza kurban ettigi, kopruyu tutan dev sutunlarin denize duserken yuzume kucuk pariltilarla bir serinlik verdigi, cocuklugumda sokaklarinda oyunlara karistigim, denizini ancak buyuk aklimla gordugum uzak hayallerin, ozledigim ruyalarin semtleri, kendi kendime verdigim sozlerin cismanilesip birer sokak adi olarak karsima ciktigi ve beni kendine orta okul yillarimda asik oldugum cocuk gibi cektigi sehir.

Simdi o cocukluk zamani sancisi, dunyanin en masum aski, yuzundeki cilleri denizin pariltilari gibi kafami karistiranla ayni semanin altindayim yine, gozleri yine eskisi gibi gulebiliyor, yine bana baktigi zaman, ellerimde elini hissettigimdeki titremelerimde ariyorum arada kacirdigim yillari.

Yillar oncesinde bir otobus yolculugunda dokundugum, yanyana dunyanin tum hazinelerini kesfedip de duruldugum, karanlik bir sinemada bacaklarimizin kesistigi, onunla ayni odada uyumak icin her seyi unutup da yollara dustugum, bir ruya alemi prensi gibi, masalsi, gizli ve hic yerini degistirmeyen cocuk, pesinsira gezdigimi soyledi bir kac marti belki de sana. O yuzden aniden cikip duruyorsun karsima her ask macerasindan sonra. Ya da her ask ihtimali seni hatirlamak icin ve seni daha cok sevmek icin bir bahaneydi hikayenin sonunda, ne de olsa her bitirdigim yalandan sonra seni arayip durdum, sense hep karsimda durdun dimdik kisik gozlerinle, ellerinde okumaktan bikmadigimiz kitaplarla.

Okul sirasina uzandigin bir gun, gozlerinin icine baktigimdaki gibi, simdi de ayni sekilde savruluyor tuylerim gozlerinin etrafindaki ciller yuzunden, bedenimde lodos kopup migdemden yukariya firtinali bir yaz ogle sonrasi olusturuyor aniden, mevsimlerim degisip birbirine karisiyor, gun bana dogup, gunes kucagimda bir cocuk gibi misildiyor gozlerini kapatip.

Senden gizledigimi senin bilmen, benden gizledigini benim bilmem belki de dunyanin en buyuk rahatlamasi, arada yasanan tum yanlislari, tum bosluklari bir anda doldurup eski masal kahramanlari gibi sabahin bahar seslerini, kuslarin ciceklere basmadan kokladigi hayalleri saniyeler icinde olusturuyor bu sehirde.

Her sokaktan gecen adimlarin senin semtine bir gecitken, ben farkinda olmadan dudaklarinda huzurun en beklenilesi tutkusunu buluyorum. Mungan gibi temize cekiyorum gecmisimi sende,tertemiz sayfalarima gelip de yazilarini yaz, saridan bir ton calip siyahla bogusmus sac tellerinle murekkebini sur bedenime diye, oyle bir gece olsun ki simdi bu sehirde tam dokuz yildir ruyalarimda sokak sokak hayallerini yerlestirdigim her sehirden cikip gelsin senler, ruhum bir yazi masasi olsun senin ruyalarin icin, o buyuk ve guzel ellerinle her zerremi ezberle, kopyala teninin gozeneklerine. Bir sarki yazilsin buna ozel. Kirpiklerin degdikce belki de yuzume, dudagini bir parcammis gibi birakmadan elma sekeri yaparim kendime, tum sinir uclarim sana temas eden yerlerde birikip uzuvlarimi yeniden yaratiyor, her saniye bir hayat misali uzayip gidiyor belki de. Hayat surprizlerini hic haber vermeden veriyor hem de.

Bu sehirde yillar once uc kelimeyi kullanmayi yasaklamistim kendime, simdi saliverdim martilari, denizi ve bogazi hic bir seyi umursamadan, onlar da gidip buldular seni elleriyle koymus gibi, yillardir seni bana hazirlamis gibi.

"Ben kalbimden baska yerde, inan seni bulamamistim" ta ki bugunlere dek, bugun hayatin beni surukledigi bu sehirde dar bir sokakta gulusunun golgesi basima carpip beni bayiltana kadar.

Sonra gunun isigi gecenin murekkebine karisip akmaya basladi bedenimden yere, daha once tanimadigim yorelerindeki cillerinle teker teker tanisip birer gulumseme cizdim hepsinin yanina, sakladigim fotografini cikarip cuzdanimdan bogazindaki tepeye dokundurdum. Ovalarinda gezinirken yagmurlarina tutulup, calilarinin arasinda aradigim buyuk hazinemi kesfe koyuldum, kesfettikce cografyanda gezmeye gelmis bir gezgin gibi durduramadan kendimi, irmaklarinda yikanip, topraklarinda kuruladim yanan asfaltimi. Bastan asagiya tum ikliminde yasamanin ruya hazzi, ormanlarinda gezerken duydugum sesinin ruzgar serinligi, vadilerinde kosturup dururken disledigim yemislerin, suyu agzimdan tasip da sakallarimdan boynuma sizan meyvelerinin tadina tapar gibi devam etti gezmelerim. Cunku anladim ki, volkaninda patlarken, lavlarin tenime yapisip da alev gibi yaniklar acarken, heyelanlar olustu cukurlarimda, depremler oldu patikalarimda, firtanayla sakinlesen bakir doga gibi tertemiz oldum, cunku hayat ezelde bir buyu gibi koymus seni gozlerimin onune, gemilerimle ulastigim gizli bir ada gibi, goguslerindeki iki tepenin arasinda basim uyuklamadan gozlerimi kapatabileyim diye. Cunku Tanri seni yaratirken "yigit ol, dogru ol" diye haykirmis uzayin bosluguna, Israfil Sur'a ufleyene dek de oyle kalacaksin simdi denizin baliklari fisildiyor bana.

Perilerin ellerinde gececek gunler, geceler, ruya gibi.

18 Eylül 2010 Cumartesi

i'm the hero of the story

Uykularimin Gece Hayati 1

Arzuladigim ve tadini bildigim bir tende cirpinip duruyorum. Zevkli bir kabus bu. Sonra birden ikiye, ikiden uce cikiyor tadina baktigim renkler. Sayisi surekli artiyor, ben de devam ediyorum gecenin renklerine, seslerin bicimsiz bir sekilde bosluktan salinip durmalarina eslik ediyorum. Saatler boyunce sevisiyorum butun sevgililerimle, butun arzuladigim bedenlerle. Eksik bir sey var. Tum cabalarima ragmen, icimdeki kocaman istegin aksine bir turlu bosalamiyorum. Ejakulasyonun gecikmesi ya da gercelesmemesi bir kabus malzemesi olabiliyormus bilincaltim icin, onu anliyorum.

---

Beynimin arzuladigi her seyi elde ettigi anda epic fail yasamasinin sebebi nedir? Ya da ruyami analiz edecek olsam sunu sormam lazim: Istedigim her seyi elde ettigim anda basarisiz hissetmem arasindaki baglanti nedir acaba? Buyuk ihtimalle toplumsal bilincaltimiza yerlesmis iki karsit onyargi bunun sebebi. Birincisi insanin aslinda her seyi elde edebilecek kapasiteye sahip bir yaratik oldugu ve kapitalist sistemimizde yeterince calismayla bunun basarilabilecegi inanci; ikincisi ise, insan ne yaparsa yapsin istedigi her seyi elde edemez dusuncesi, yani no one's got it all durumu. Ikisi de anlamsiz durtulenmeler, buradan bilincaltima sesleniyorum; sacmalama! Onun yerine benim 500 days of summer'da en cok duygulandigim sahnenin neden esas oglanin yataktan kalkip cizim yapmaya basladigi sahne oldugunu coz bi' ilk sen. Belki bu yardimci olur, cunku her ne olursa olsun bak ne diyor regina spektor: I'm the hero of the story, don't need to be saved.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Ihtimalin teni sicak


13 Agustos 2010, 17:50
Heinrichplatz, Kaffee Genuss
Butterkeks ve Latte Macchiato


Ihtimalin teni sicak, ihtimaller haricinden ihtimaller dahiline gecis yapan yasanamamis bir hayat. Sadece yasanmadigi icin mi bu kadar cekici, bu kadar ruya gibi? Hayal gibi bir zaman, anlattiklari aslinda hayal ettiklerim. Ask bir virus gibi mi? Bagisiklik sisteminin merhametinde mi insan sevince?

Simdi ne yapabilir insan acaba? Bu cikisi olmayan sokaktan nereye gidebilir? Bu gece son, bu gece bitis ani butun yasananlarin ve yasanamayan ihtimallerin. Yasanana gelince, seni gordugumde, sana dokundugumda ya da dudaklarimiz degdiginde birbirine icimdeki bosluktan tikirtilar geliyor sadece, hissedemiyorum o kadar ayin yasanmisliklarini. Sadece buyuk bir meydan var icimde gecmisimizden kalan, insanlar bosaltiyorlar yavas yavas, kapilari kilitleniyor evlerin, esyalar tasiniyor, hicbir sey kalmiyor geriye sanki, bir muzeye donusecek gibi kus ucmaz kervan gecmez sehrimin bir semti. Aci vermiyor, uzemiyor bir turlu ama yine bir melankoli corekleniyor semtime. Sonra o meydana huzur sakinleri yerlesmek istiyor yavas yavas, izin veriyorum, hosuma da gidiyor. Bosluguna huzur dolduruyor zaman. O zaman anliyorum, o melankolinin kaynagi ne sensin ne de benim, o melankolinin kaynagi yasayamadigim seyler, kacirdigim ihtimaller ve duzenin uzen karmasasi sadece, kisisel hicbir sey kalmiyor geriye, belki de en acimasizi bu.

Biraz once biletimi aldim, gidiyorum bir hafta icinde, o yuzden bu kadar yogun kalabaliklarim, o yuzden hava durumum parcali bulutlu.

Hayat ihtimallerin dahil ve haric edilmesinden, bu dongunun ruzgarda salinmasi kadar tesadufi bir maddeden. Saniyelik kararlar, saliselik elektrik akimlari, bu memeli hayvanin her seyi degistiren yetenegi, her seyi lanetleyen bilinmez ozelligi. Bu maymundan gelme beyin, bu karanlik dimag, ne yaptigini cok da iyi bilmeden savruluyor. Kararlar veriyor, ama sonuclari hep farkli cikiyor umut edilenlerden.

Hava daha erken karariyor Berlin'de artik, gunle gecenin farki azaliyor, gunun zaferi gecenin zifirine birakiyor yerini yavasca. Yagmurlar basladi, isik daha az gorunuyor ve serinledi sehir hic fark ettirmeden. Ben Berlin'e geldigimde ne bicimdim, simdi gitmek uzereyken hepten hicim. Herkes ve her sey o kadar berrak ki aslinda, ben, ben olmamiscasina bir yerdeyim, hickimseyim ve her seyim, herkesim ve her yerdeyim, buyuk resmin korkutucu farkliliklarini ve atmosferik yalnizliklarin garip ruya hallerinin atom bombasi gucunde yikici ve birlestirici kuvveti, uzayin onemsiz bir noktasinda, zamanin bir zerresinde, sadece var oldugunun bilincine borclu, uysal olmayan maymunum. Tum tanidiklarim ve bildiklerim durmadan buyuyerek butunlesiyor gozlerimin onunde, her kucuk noktayla uzayda cizilmesi imkansiz bir tablo cikiyor ortaya. Her sey o kadar anlamli ayni zamanda o kadar hic ki, sesi cikan her nesne, ve insanin, canli saydigimiz her yaratigin melodisi bulusuyor birbiriyle, cigliklar ve gozyaslari, kaykirislar, biraz da kahkaha.

O kadar mutluyum ki, bir pazar aksamustu loslugunda, kapali ve soguk gunun yalnizliginda, her sey sustugunda duyulan sessizlik tum varliklarin melodisine eslik ediyor yasayan yerlerim. Devasa bir resmin kucucuk ayrintisi, hepimiz resmi degistirmek icin caba icindeyiz, resim hep yenileniyor, hep degisiyor. Her seyi guzel yapan da bu resmin, bu kozmik yapbozun kucuk bir parcasi olmak cunku o tablo hic ayni kalmiyor ve tum enerjisiyle hep yeniye, belki de daha iyiye gebe oldugunu kulagima fisildayip duruyor.

Aylardir hayalini ortak kurdugumuz yerden, sensiz ve tasasiz izliyorum dogdugum sehri simdi. Sadece guzel gunlerini aliyorum yanima yasananlarin. Yine de birine onu artik sevemedigini soylemek zorundayken, baska birine onu sevmeye basladigini soylemeye cesaret edebilmek cok zor, sirf bu yuzden, bu karmasik dramadan dolayi hayattan umudum kesilmiyor, her neyse, her kimdeyse neyse.


Leman Sam & Vedat Sakman - her neyse
Yükleyen METE79. - DiÄ�er müzik videolarına göz atın.

Sonra ihtimal geliyor, hayalini kurduklarimiz, itiraflarimiz. Icimdeki bosluga baska biri gelip yerlesmeye basliyor bile, seni aratmadan, seni unutmadan ama taptaze bir umuttan ibaret yeni sakini semtimin. Aylar once iptal ettigimiz bulusmaya gidiyorum onunla simdi, her seyi bir gecede yasayip anliyoruz, aylarca yasamadigimdan cok heyecanlanip mutlu oluyorum belki de, zamani durdurup ruyaya yatip yasiyoruz hayal ettiklerimizi, kis gecelerinde film izleyip, sevdigimiz yemekleri paylasiyoruz, sigaralarimizi birbirimize veriyoruz uzanirken kanepede, dumanin icinden yaslanarak cikiyoruz, yasamadan da hissediyoruz ihtimalin getirebileceklerini, insaniz hayal ettikce guzellesiyoruz. Hayallerimizi de yanimiza alip gitmek uzereyiz zaten, bu sehir de bosaliyor yavasca, muzeye donusecek tum nesneler, binalar ve insan kirintilari. Hayat baska bir yerde devam etmeye basladi bile, oradan bana sesleniyor simdi, bir ihtimalin gerceklesmeyisi hic bu kadar guzel olamazdi sanki. Cunku belki de hic olamadigi icin, mantik, irade, kuvvet sevince pek islemiyor, canim durmadan onunla, o teninin sicagini bedenimde hic hissedemedigim, gozleri devamli kacan cegingenle olmak istiyor. Nedenini de sorma bos yere.


Zuhal Olcay- Canım Seninle Olmak İstiyor
Yükleyen MORMANGO. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!

13 Eylül 2010 Pazartesi

ben tanri degilim

Insanlar ikiye ayrilir; asik olabilenler, asik olamayanlar. Asik olanlar da kendi aralarinda ikiye ayrilir; asik oldugunu zannedenler ve gercekten asik olanlar. Kumeyi gittikce kucultebiliriz de.

Sonra insanlar yine ikiye ayrilirlar, tanri gibi affedebilenler, ve affedemeyenler. Affenlerse yine ikiye ayrilirlar; affettigini zannedenler ve gercekten affedenler. Kumenin en kucuk hali Bergen'in sesinde; ben tanri degilim.


BERGEN -Sen Affetsen Ben Affetmem-
Yükleyen mahmut_turk_45. - DiÄ�er müzik videolarına göz atın.

tanrim kotu kullarini sen affetsen ben affetmem
butun zalim olanlari sen affetsen ben affetmem

sen tanrisin affedersin bagislarsin kulum dersin
neler cektim sen bilirsin sen affetsen ben affetmem
butun zalim olanlari sen affetsen ben affetmem



Arabeskin yavsak oldugu noktalar var suphesiz, lakin Bergen'in kult sarkisi bu gruba dahil degil, aksine acik sozlu, iddiasiz, basit ve bilindik altyapisina ragmen deli gibi icten. Arabeskin soylulastirilma islemi devamede dursun, ana akim kulturun hep kenarinda durmaya mahkum bu gibi uretimler, durdukca da daha degerleniyorlar belki de, bilmiyorum. Ama Bergen'in cektigi tum aci sesinde, tum yalvarmalari, aglayip da caresiz kalmalari, erkekegemen toplumda kadinligi yuzunden cektikleri, hatta yuzune atilan kezzabin ilk anda yarattigi aci, tam bu sarkinin merkezinde. O yuzden toplumsal hafizadan silinip gitmesi utanc verici bir kayip, rahatsiz edici bir aldatmadan baska bir sey degil. Hafiza degisimin gerceklesmesi icin bir onkosuldur, Bergen'in yuzundeki kezzap da hafizalarda taptaze durabilmeli.

bir ihtimaller oluyor bana

"Bir gun gelecek elbet, utopyalar guzeldir"

Ne zaman yeni tanistigim birinin yataginda kendimi ciplak bulsam, evren bana bir guzellik yapip uygun fon muzigini calmaya basliyor. Yatak daginik ve cift kisilik, sahibi yalniz yuruyen, kedilerinin oyuncagi bir melankoli yumagi.

Sair, yazar ve evi ot kokan insanlar. Yeni tanismisligin verdigi rahatlik ve bir daha gorusulmeme ihtimalinin biraktigi ozgurluk. Alkol damardan tasamiyor, sigara hic sonmuyor, kitaplikta sevdigim kitaplari gorup, okumayi isteyip de firsatim olmayanlara dair sorular.

Durmadan umutlanmanin hikayeleri yaziliyor o yataklarda o saatlerde. Aslinda beklenen bir sey var, aslinda ozlenen bir ses ya da koku, belki de onceden bilinen bir his, belki hic tanisilmamis bir dokunus. Tum ciplakliginda beden, arayip da dokunmaya calistigi seyi bir turlu bulamiyor. Sessiz, sakin; sonra hizli sert.

Yazilan hikayeler, cismanilesmesi arzulanan ihtimallerin onizlemeleri adeta. Hic bilinmeyen, taninmamis ve gizli ihtimaller. Utopik, katastrofik ve psikoterapik. O yuzden bu kadar cok seviyoruz tekil gecelerin bitmeyen tekrarlarini, cunku utopyalar guzeldir.


Utopyalar Guzeldir/ Ferhan Şensoy Cover- 2009 from Ceylan Ertem on Vimeo.



Ceylan Ertem'e asik olmak serbest, sesinin utopik tekilliginde kaybolmak kacinilmaz. Ertem'in utopyasi o geceler gibi yogun, umut dolu ama kisa.

12 Eylül 2010 Pazar

sabah seksi sorunsali

Sabah ereksiyonu bosa gitmesin tasarrufculugu mudur, eldeki kacmadan tutup bir posta daha gidelim tilkiligi mi bilmem ama sabah seksinin hayattaki yerini henuz cozebilmis degilim. Dokunmaya kiyamadigim sevgilim, ya da gece tanistigim tek gecelik flortum olmasi hicbir seyi degistirmiyor. Sabah seksinin ultra sacma, halusinatif, ve yilisik romantizme bulanmis bir anlamsizligi var gozumde. Bir kere yorgunsundur, acsindir, hatta alkol daha damarlarinda gezip basini da bir guzel agritiyordur zaten, gece uyumadigin icin istedigin tek sey karanlik ve sessiz bir ortamda yataga gommektir kendini.

Hadi bunlari yapmadigin bir hayat dusunelim, uykunu almissin, dinc bir sekilde uyaniyorsun, yaninda uzun sureli iliskin olan insan evladi ya da nikahli esin, bu mizmiz evli hayatinda da sabah kalkip sevisecek kadar heyecanli olmazsin zaten. Olsa olsa rol yaparsin.

Amaci nedir peki bu sabah seksinin, hadi diyelim gece cok yorgunsundur olmamistir belki o zaman bir islevi olabilir ama o da bir yere kadar. Ahlaksiz batinin 'morning breath' dedigi sabah gelen o esi benzeri olmayan agiz kokusuna deginmiyorum bile dikkat ederseniz.

Tabi soyle de bir sey var, seks zaten dogasi geregi pis bir aktivite, vucut sivilarinin gozu kapali degis tokusu ne kadar hijyenik olabilir ki. Isi heyecanli kilan kisim da bu saniyorum. Hardcore orada basliyor. O ilk zamanlardaki yumusak ve kibar dokunuslar zamanla vahsilesmedikten sonra da insanda sehvet kalmiyor zaten.

Her seye ragmen, bir sekilde bu ise kalkisinca da, olaya bir turlu isinamayip, konsantre olamadigim icin ya 'cok yorgunum, erekte olamiyorum' kartina, ya da 'bosalsaydik da gitseydik bi' moduna teslim ediyorum kendimi.

Yarin bir gun karsima hayallerimi susleyen bir zat-i muhterem cismanileserek cikarsa bunlarin hepsini unutma hakkini kendimde sakli tutuyorum tabi ki.

Ama her seye ragmen sevismeye devam edelim, cunku belki o sabahlarin bir anlami olur, o anlamlari biri cikip getirir yorganin altina, ne de olsa "it's a wonderful life", hem de Hurts dinleyerek mumkunse:


Hurts "Wonderful Life"
Yükleyen videohurts. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.

Uzun zamandir kesif yapamamis olmanin acligini Hurts ile gideriyorum, albumun adi "Happiness", neredeyse butun sarkilari leziz, cool muzik, umut dolu, sevisirken de guzel gider, dinleyin.

---

EDITE: Oral seksle uyandirilma bu yazidaki atarlanmaya dahil degildir, oral seksle uyandirilmak veyahut uyandirmak destekledigimiz, korunmasi ve yayginlastirilmasi icin caba sarfetmemiz gereken bir muessesedir. Oral seksle uyandir-il-mak, ismi bile bir tahrik edici zaten.

10 Eylül 2010 Cuma

nerde eski bayram abi naber

Sirf calan muzige dayanamayip balkondan orkestraya dahil olan adam yuzunden bile, son birkac gunun, en groovy, en hayat cok guzel, en bi' oryantal caz, en neseli, en bayramvari olayi budur benim icin:

by neCat [HQ] | Facebook



8 Eylül 2010 Çarşamba

gitme sonbahar oluyorum, sonrası hiç

eylul'un siiri

"...
incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu

gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o sedef çakı
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme sonbahar oluyorum sonrası hiç
..." *

* Hasan Huseyin Korkmazgil

---

Bir insana ithaf edilebilecek belki de en guzel sey buydu son gunlerde, belki de ben cok sansliydim haberim yoktu, belki de ben aksam olmaya, sonbahar olmaya hazirdim da farkinda olmadan baskalarinin sebebi oldum. Ama her seyden evvel, bu siiri belki de bana yazmis Korkmazgil, sonunda da bana okumus cok sevdigim birileri.

Fon

ozur dilerim, sevemedim

--

- Ben geliyorum sormadan ama, gerci erkenden gitmem gerekiyor zaten.
+ Niye?

--

- Benim gitmem lazim.
+ Gitme, dur biraz.

--

+ Goruselim cumartesi gunu.
- (Icses: Niye?) Bilmiyorum, bakariz.

--

- Iyi geceler.
+ Sana da.

(Dudaklar, sigara kokan dudaklar).


Yasemin Mori - Mutsuz Punk


Taze kalsin diye yesilliklere su atan manavlar gibi,
deniz suyuyla islattim kendimi bazen.

Kafam karisiyor hep, olup biten
o kadar cok sey, olup da bitemeyen cokca gun ve gece.

Giden biri var icimden kalkip, sirenlerle sabah oluyor
sehirlerin birinde,
sehirlerin gecesi bana geliyor aksamustleri,
gunesi bazen bende batiyor.

Tozumu aldim, kaldirdim kendimi vitrinin kapali bolmesine,
Karasu'nun kitaplari gibi sakladim adlarimi, sifatlarimi
cokca da tadimi.

Actigimda paketini bedenimin, cirilciplak kaldiginda ten
usuyup, titreyen ses tellerimi kestim
uyanamadi iliklerim, dolmadi damarlarima kan
tasamadim.

Icimden topluca kalkip giden bir kalabalik var
Misafir odasinin kilitli kapisindan
Anahtar deliginden
Halisiz koridorun soguk mermer tabanindan
Pervaza gelmeyi arzulayan kasim ruzgarindan
Kasigimdaki agridan kacip duran.

Anlasip yola koyuluyorlar benden cikip.
Sozlesip gidiyor icimden birileri.

---------------------------------------------------

Kaybedenler, tutunamayanlar, umut etmekten les yemis gibi korkanlar. Gecmisimin gerceklesmeyecek onizlemisini baska insanlarda gormem biraz urkutucu. Neyse ki gecici, neyse ki ben gidiciyim.

5 Eylül 2010 Pazar

dudaklarima degen cavus uzumu

eylul'de git.


Bana bilmedigim hikayeler anlatacak bir oyku okumak istiyorum tam da su anda,roman daha iyi olur aslinda, daha cok mesgul edip, daha uzun sure oyalayabilir merakimi ve umursamaz bikkinligimi.

Seslerini ozledigim insanlarin aniden karsima cikmalarini istiyorum tam da bu yasadigim gece yeni gune dondugunde. Toparladigim esyalarimi sacmak istiyorum arabanin camindan gezdigim bos asfaltlara, sonra tam da yolun ortasinda kendim olayim istiyorum hizla gelen arabanin karsisinda.

Ama hayir, cunku "gözlerin
umutlardan bir haber veriyor" *

Eylul aksamlarinda baskentin ara sokaklarinda sararmayi bekleyen yapraklari, o ara sokaklardan buyuk caddelere gecislerimi son kez yasamaya calisayim ki gece de gun de biterken can cekismesin daha fazla. Sesimi duyan bir seyler var yine de bu sehirde, eylul'un ilk gunlerindeki serin yaz ozentisi gecede cikiveriyor karsima, yuzume bakip devam ediyor yoluna, tam yanimdan gecerken fisildiyor kulagima sehrin gece sisleri, gece sesleri:

aşık olacak gibisin
gözlerinde atıyor kalbin
ve bir eylül akşamında
yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun.. yürüyorsun.. yürüyorsun


Sehir hala karisik, hala kalabalik. Sokagin ortasinda oylece asili kalmis, cani cekilmis gibi korkak, ne yapacagini bilemeyen bir yeniyetme gibi kasinti. Butun resimler eskimeye musait, her an dunyanin dongusunde ya kaybolup gidiyor, ya da yavas yavas ucuyor gozlerimin onunde gokyuzune dogru, oradan uzaya, uzaydan yokluga. Tam tepesinde sehrin, yildizlarin arasindan tekrar fisildiyor gece sisleri, gece sesleri:

yorgunsun
akan sudan daha çok yorgunsun


Umursamadan yuruyorsun, kalabalik bir caddede, bir suru dukkanin ve araba seslerinin tam ortasinda, yuruyen, araba suren, sira sira dizilmis sandalyelerde caylarini, biralari yudumlayan insanlarin hepsi durmadan tekrar ediyor:

yalnızsın
bir damla kadar göl içinde yalnızsın


Tum bu hayalini daha onceden buyuk ekranlarda izledigim ve yayinladigim kabus, durmadan karsima cikiyor sokaklarda. Gece seslerine gucu yeten bir an, kafa karistirip butun hepsini unutturan bir aylak adam, kahveli biralarimizi tokustururken, bana hikayeler anlatip, bilmedigim seylere guldurup sasirtirken, yanimizdan gecerken yavaslayan arabadan duyuluyor son sozler:


aşka dönecek gibisin
gözlerinde atıyor kalbin
ve bir eylül akşamında
yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun.. yürüyorsun.. yürüyorsun



Son sozlerden sonra, dudaklarima degen cavus uzumu, disledigim kahveli kara gevrek hem eylul'de git diyor hem de eylul'de gitmeyi zorlastiriyor.

* Pilli Bebek - Eylul Aksami

------------------------------------------------

eylul'de dur

Ilk birami ictigim zaman Pilli Bebek sahnedeydi SSK Ishaninda, yanimda benden buyuk imrendigim adamlar, etrafimda tanimadigim ve sasirdigim insanlar vardi o yaz gecesinde. Pilli Bebek sahneye cikip da calmaya basladiktan sonra biranin niye icildigini, kalbi kus gibi atan kendi varligimin gayri ihtiyari bir yaz aksami ruzgarinda salinip durdugunu, Ankara'nin bana neler ifade ettigini ve edebilecegini kisa bir an icin anlamistim. Biranin sayisi artinca unutmusum hepsini.

Yillar sonra, SSK Ishaninda degil de, Tunus Caddesinde bir barda, yine bira elimde, yanimda imrenmedigim bir adamla, etrafimda beni hic sasirtmayi basaramayan insanlarla, ucuz Turkce pop calarken, dudaklarima hic tanimadigim bir duygu dokunurken aklima Pilli Bebek geliyor, eylul aksami'nda hem de.

Pilli Bebek o aslinda bildigin ama bir sekilde unuttuklarini hatirlatiyor sakin bir sekilde insana. Ankara gibi kendi tarihsel olusumunda yasayanlarina cok meta vermeyen bir sehirde, sozler, sarkilar ve bunlarin birlesimi daha bir ihtisamli hem de daha sade ve sakin. Butun bu imgelerin arasinda sahlanarak kendini belli edense 'yorgunluk' oluyor sanirim, odu umitlenmekten korkan bir hayal ani, insan Ankara'yi sevebilir mi? Sevsin ya da sevmesin, gidecegini bile bile, ya da gitme firsatin oldugu halde Ankara'da durmayi isteyebilir mi biri?

Hayat, yillar sonra bana bunu istetebilecek seylerin Ankara'nin o yokuslu dar sokaklarindaki eskimis agaclarin altinda icilen biralarda ve tam karsinda duran, yeni tanistigin yazdan kalma gecenin rahatligiyla sana umut etmeyi ve edilebilecigini anlatan, umarsiz, sakin ve sade, bilinmeyen ve hemen sarildigin bir duyguda sakli oldugunu fisildamayi da unutmadi bu defa. O an SSK Ishaninda unuttuklarim hatirladim ve o ana en uygun sarki calmaya basladi Tunali'dan Kizilay'a dogru, yavas yavas akti ta ki biralarin sayisi yine artana kadar.

3 Eylül 2010 Cuma

2 von millionen von sternen


Iki hafta once.

+ (Calan muzigi kastederek) Hatirladin mi?
- (Zorlama bir sasirmayla) Neyi?
+ Yuh! Sarki sana kimi hatirlatiyor?
- Onu mu hatirlamam gerekiyor?
+ Nasil yani? Bu sarki onu hatirlatmiyor mu sana?
- Bilmem, hatirlatiyor herhalde.
+ Ozlemiyor musun hic?
- Hayir, ozlemiyorum.
+ Sen nasil bir insansin o zaman? Gerizekali misin? Aklini kullanamayan bir insan misin sen ki o kadar zaman farkina varamadin bu durumun?
- Oyleyimdir buyuk ihtimalle, aksini hicbir zaman iddia etmedim zaten.
-/+ Sesszilik.

Birkac gun once.

+ Hic ozlemiyor musun?
- Hayir.

Bugun.

- Ozluyorum evet. Ama buna ozlenmek fiili tam olarak uyar mi bilmiyorum cunku aklima gelen tekrar elde edebilecegim bir sey degil, kaybedilmis bir sey de degil. Kendiliginden yok olmus bir gecmis zaman hatirasi sadece. Insan bitirdigi bir seyi ozleyebilir mi? Ozledigin zaman aslinda arkada bitmemis kirintilarin kalmis oldugunu kabul etmiyor musun? Hayir, ben ozlemedim. Ama icimde sadece iyi ve guzel fotograflari aklimin penceresine yerlestiren gizli bir el var, o eli durduramiyorum, o el bi' sure istedigini yapacak beni umursamadan ne olursa olsun. Zamanla susacak ama, basladi bile yerine yeni fotograflar eklemeye. Ozlemiyorum hayir, sadece hatirliyorum, unutmak mumkun olmadigi surece de duracak yerinde bazi seyler, dursun zaten de. Insan ozlemeden de hatirlayabilir ama hicbir kelime o anlama gelemiyor.



Für einen kurzen Moment
Waren wir uns nah
Obwohl er mich nicht
Nur ich ihn sah


2 Eylül 2010 Perşembe

bir pesimistle bir realistin drami

- Senin bu kadar pesimist oldugunu bilmiyordum ben, onceden de boyle miydin?
+ Ben pesimist degilim, realistim.
- Senin bu kadar realist oldugunu bilmiyordum ben, onceden de bu kadar realist miydin?
-/+ (Gulusmeler)
+ Sen degil misin?
- Ben artik pesimist degilim.
+ Sen vazgecmissin o zaman.
- Senin de bocegin olmus.

Peki pesimizmle realizm arasindaki fark ne?

Pesimizm soyle bir seyse:

Realizm de budur sanirim:

Peki siz pesimist misiniz, realist mi?

1 Eylül 2010 Çarşamba

sonsuzluk ve bir ihtimal

Hayatin en buyuk trajedilerinden biri, karsindakine, onu sevdigini soyleyememektir, cunku yasamin butun pisligi icinde, insan en azindan, seni seviyorum diyebilme ozgurlugune sahip olabilmelidir.



Ama iste...

umudum sonsuzdur ugraşım bitmez hiçbir zaman

31 Ağustos 2010 Salı

yazlik ihtimaller

Ozet gecmek lazim, gecen yazdan bu yana olan biten her sey aslinda o kadar coktu ki sanki hayatimin cogunu bu bir yillik zaman diliminde yasamis gibi hissediyorum bazen, tabi buna yasayamadiklarim, gozumun onunde dururken kacirdiklarim da dahil, o da dahil gecmisime, bir sekilde ihtimaller zinciri icinde yerini alip kaldirildi aklimin tavan arasina.

Gecen yaz Istanbul'daki iki haftayla baslayan yil, Ankara'daki iki haftayla bitiyor simdi. Araya Atina, Roma, Venedik, Paris, Prag ve Hamburg girmis olsa da asil hikaye tabi ki Berlin'de yazildi. Atina'nin doktorlari, guzel yemekleri, Ankara benzeri tekduzeliginden Berlin'in kisina gecis yapmak biraz deli sacmasi geliyor simdi. Kisa kisa, gecen yilin ozeti.

- Istanbul'da ca(gna)nimla cene kemiklerimizde sorun olusana kadar eglenebilme. (nisantasi turu, gelecek hayalleri).



- 'Skin was burning' in Athens.
- Alexanderplatz'ta donmedolaptan kar altindaki, kis gecesini bir Yunan doktorla izlemek,
- Friedrichshain'da bir otelde sarhos kafayla sevistikten sonra oglene kadar uyuya kalip, odada kendini tek basina bulmak, sonrasinda bir cafe latteyle Karl Marx'ta yurumek, hava hafif serinken, gecici bir sure isinmis numarasi yaparken.
- Almanlar yatakta cok iyiler, her acidan.
- Kisa bir Ankara ziyaretinde bir mesajla gelen tanisikliklar.
- Berlin'in karlar altindaki sisine gecis yaptiktan sonra aska gelmek.
- Relationship for beginners, ultra intensive, practicum.
- Potsdam'da bir dost, bir sevgili yeter bana.
- Tez, mezuniyet.
- Dostlar, sarhosluklar, sabahlamalar, her yerde kar.
- Prag'da bir muhendisle iki gunluk bir masal, sanki 'happy end' onizlemesi.




- Canimdan cok sevdigim dostlarimla icmeler.



- 'Sevgi anlasmak degildir, muhendis de sevilir.'
- Tiergarten civarlarinda, nisanin yalanci sicakligina aldanip donmedolaptan Brandenburger Tor'u izlemek.
- Iliskinin kamuya acilisini gerceklestirme islemleri,
- Bir Alman hastanesinde gecen korkunc saatler.
- Piyasa degerindeki dususe ragmen, serbest piyasa israri,
- Cinsel yolla bulasan ruh hastaliklari ve tedavileri,
- Hisselerin halka kapatilisi,
- Yalanlar, dolandiricilik, sevgi adi altinda cetecilik.
- Bikkinlik, yalanlari bildigini soyleyemeden inanmis numarasi yapmaya calismak.
- Iflas ve kapanis.
- Almanlar yatakta cok iyiler, her acidan.
- Yazlik ihtimallerin pesinde gecen kisa sureler, umutlar.
- Ihtimalin ucup, kacip gidisi.
- Berlin'in bitisi, her seyin bitisi gibi, bir yerin kesilmis gibi.
- Ankara'nin bozkir sicaginda ihtimalin sicak teninin vucut bulup bedenime degmesi,

ve sonuc olarak, gitmeden once:

- Ankara ist langweilig aber sexy.





terk ettigim sehirler, dostlar, sevgililer

Karar vermek gerek, hicbir sey olanlardan kacmak.

Bazilarinin icinde durtup duran bi' seyler vardir ya, hani olur olmaz muhalif sesler cikaran, karsidaki kim olursa olsun bildigi dogruyu sertce carpan, kurt gibi kivrandiran o 'sey'. Cogu buna sahip olamayacak kadar korkak ama. Travmalarini sevip oksayan insanlarin bu durtulerini de sevip, oksayip, korumasi gerekir, baska turlu tahammul edilmez oluyor neredeyse herbi' sey.



Resim

28 Ağustos 2010 Cumartesi

gizli bir ihtimal

"pardon, bakar mısınız, tanışmış mıydık?
sevmiş miydim ben sizi hiç, sevişmiş miydik?"


Her sey olup biterken, nelerle ugrasip, neleri dert edinirken, defterin sayfasini kapatmak uzereyken karsina da cikabilir aniden gizli bir ihtimal, icten ice umdugun ve bildigin ama bir turlu yuzlesemedigin, emin olamadigin bir ihtimal, adi gizli bir ihtimal, sicacik teni bedenime degdigi anda daha once hic mutlu olmamiscasina bir hazza bogan, yagmurunu unutturur kuzey sehirlerinin, sabah gelir aniden, gece biter, gizli bir ihtimal orada, o bosaltilan evde kalir geriye.

Sonra aniden yuzlesirsin bozkir sicaginda, Ankara'nin tek huzur veren yerinde, gunes yillar oncesinin semtlerine batarken, anilar bir bir cekmecelere kaldirilirken, karsinda durur tum masum gulusuyle, eller tutusmusken, kimse birakmaya yeltenmediginde, gozlerin birlestigi ve ne konusulacaginin bilinmedigi anda, atmosferde bir sarki calmaya baslar, hem ben ona, hem o bana, gunes tam da batarken hic tanimadigimiz, yasamadigimiz gecmisimize, ortak gizli ihtimalimize gulumseriz, sarki bitmeyecek saniyoruz, bitmesini de istemiyoruz, farkli bir hayatta basladi ve devam ediyor gizli ihtimalimiz, yasamaya cesaret edemedigimiz, ya da imkan bulamadigimiz, sadece bir soru kaliyor geriye, sararmis, kenarlari yakilmis kagitlara yazili, yagmur gibi yagiyor gokyuzunden:

"pardon, daha önce neredeydiniz?"



Sezen Aksu - Pardon (2009)
Yükleyen tipe-bak. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

26 Ağustos 2010 Perşembe

seni sevdiğim o zamanlardaki gönlüm yok artık

Genel Ahlaksiz'in notu: 'Genel Ahlaksiz' fikri gecen yazin Istanbul sicaginda bir dostumla karsilastigimiz kucuk bir butikten ortaya cikti aslinda, birinci yilini gecen hafta doldurdu blog ve kendi kisisel tarihimde surekliligi olan ilk mecmuasal caba oldugu icin de bunu taclandirmak gerektigini dusunuyorum. Bunun icin de en iyisi 'o arkadasi' konuk yazar olarak davet etmek geldi aklima, buyrun kendisiyle basbasa birakiyorum sizi, takip edilesi, pesi birakilmayasi bir insandir, candir, canandir o, daha cok yerde gorecegiz zaten kendisini.

Twitter'dan takip etmek icin: http://twitter.com/agda_bandi

Hem kil, hem guzel blogu icin: http://agdabandi.blogspot.com/

---------------------------------------------------------------------------


Genel Ahlaksız “blogun birinci yılı hadi yazı yaz” deyince sevindim hemen. Çok sevilenlerdendir zira kendisi.

Çoğunlukla Genel Ahlaksız’cığımın yazıları da şarkıları da depresif. Önce bu depresif havaya uygun bir şarkı seçeyim dedim, fakat vazgeçtim. Her görüştüğümüzde daha aramızda on metre varken hiçbir kelime etmeden gülmeye başladığım Genel Ahlaksız’ımın birinci yılı şerefine şarkım hareketli olacak!

Ajda Pekkan’ın “Oyalama Beni” şarkısını önermiş bana “istersen bununla yaz” diye. Şarkıyı çok sevsem de bu yazıya başka bir şarkı eşlik edecek. Nedenini anlatayım…

Çalıştığım yerde çalışan başka bir kız var, hamile. On bir yaşında aşık olduğu çocukla on bir sene çıktıktan sonra evlenmiş. Hemen evlendikleri gece de hamile kalmış. (ki bana sorarsanız garanti yalan, hamile kaldığı için evlendiler bence, “erken doğum falan filan” demesi de tezimi kuvvetlendiriyor. Neyse hadi tamam aşktan dayanamayıp evlenmiş olsunlar.)

Bundan birkaç hafta önce işle alakalı bir konuyu sormak için aradım ben bu kızı. Açtı telefonu konuştuk ve bi’ şeyi fark ettim, lan arkadan televizyon sesi falan gelmiyor! Arkadan hiçbir ses gelmiyor!

Tabii benim kafamda hemen şöyle bir sahne canlandı: bu ve kocası oturmuşlar, hatta kocası kafasını bunun kucağına dayamış, sohbet ediyorlar. Televizyon gibi sıkıcı bir şeye ihtiyaçları bile yok. Onlar birlikte olmaktan mutlular. Keyifli keyifli sohbet etmekteler…

O an “ha siktir, ben bi’ şeyi kaçırıyorum!” dedim içimden. İnsanlar uzun yıllar biriyle birlikte oluyor, evleniyor, anılar biriktiriyor, beraber yaşlanıyorlardı. Benimse birkaç aydan uzun süren ilişkim olmadı hiç. Dahası biliyorum yani siksen ben öyle beraber yaşlanalım falan götümü sıkıp da dayanamam.

Sonra düşündüm, lan benim senelerdir sıçtığım boka kadar anlattığım süper arkadaşlarım var. Ben onlarla beraber büyüyorum, anılar biriktiriyorum ve yaşlanacağım. Ama ömür boyu tek kişiyle sevişmek neden? Hem ne aksiyonu var o olayın? Ben her on senede bir köpek gibi aşık olup o heyecanı yaşamak istiyorum. Hadi itiraf edelim ne yaparsanız yapın, kendinizi sex shop’a kilitleyin, yine de sıkılacaksınız hacı! Var mı öyle yirmi sene heyecanını kaybetmeyen aşk? Artiz ne arar la bazarda?

Buradan Duvara Karşı’da artist artist “ben herkesle her şeyi yaşamak istiyorum” diyen bi’ Sibel Kekilli olduğum sonucu çıkarılmasın. Öyle bi’ talebim yok. Ama heyecan olsun hayatımda be bacanak. Ne o öyle adamı al alt yapıdan yetiştir, sonra evlen, hemen çocuk doğur!

Ben mümkünse Genel Ahlaksız bacanağım, Kırmızı Japon Balığım ve Denemecangillerle bir ömür geçireyim. Aşık olayım, sürüneyim, toparlanayım, düşeyim, kalkayım. Mutlu olayım, mutsuz olayım. Beni mutsuz eden şeyleri bu insanlara anlatıp onlar mutsuz olduğum konuyla alakalı şaka yapınca güleyim.

Soner Sarıkabadayı - Pas from Radyo35 on Vimeo.



Ne diyor şarkıda Soner’ciğim taşozum “sanırım hep seni sevecek kalbim, son kez atana kadar!” O iş yalan olur Soner bebeğim, ha şey doğru bak “seni sevdiğim o zamanlardaki gönlüm yok artık.” Aynen öyle. Son dönemde seksi bulduğum tek adam ve neşeyle dinlediğim tek şarkı bu ve her ikisi de bana çok seksi geliyor.

Benim kalbim son kez atana kadar kankalarımı sevecek. O süreçte Soner’in olduğunu tahmin ettiğim six pack’lerini de bi’ kere dünya gözüyle görsem bana yeter. Ne gam!

24 Ağustos 2010 Salı

sevgili, arsiz ihtimal

Dunyanin teorisinin icinde birileri bos durmayip iliski insanlarinin tavirlari hakkinda da bir siniflamaya gitmisler; baglanma-odakli olanlar ve ozgurlugune bagli olanlar. Sunu unutuyoruz yalniz, hepimiz ayni bokun farkli renkleriyiz, her ne kadar egomuzun yaptirdiklarini gozlerimiz gormese de, o icimizdeki degerlenme tutkusuyla saniye bazinda degisimler yasayip, uzun sure siyam ikizi modunda oldugumuz insanlari hayatimizdan cikardiktan sonra ilk goruste one-night-stand'e hayir diyemeyen, ilk bakista saksoya doyamayanlardaniz, bu yine iyi, daha kotusu ise daha ne oldugunu anlamadan baska bedenleri, baska ruhlari sevmeye baslama kapasitesine sahibiz, hem urkutucu hem de umut dolu bir sey belki bu, insanin kendisini bu dongude nereye koyduguna bagli biraz da ama ne yapabilirsin ki hissedince?

Soyle de bir sey var tabi, bu dongu buyuk oranda ozguven eksikligiyle alakali, degersizligin boyutu arttikca aldatmanin da tadi kacinilmaz oluyor, ya da uzun iliskinin hemen sonrasinda bile, saatler sonra birini operken titreten bir heyecan duyabiliyorsun, geride kalan birileri oluyor diye bir aldanma icinde olsak da aslinda herkes sadece bildikleri kadariyla bu dongunun icine yerlestirebiliyor kendini, yani az bilmek sadece geride kalan birileri oldugu sanrisini yaratiyor, halbuki kimse kalmiyor geride, sadece bilinmiyor neler oldugu. Ya da en basitinden iliski sonrasi doneminde yasanan bir sey bazilarinin egosunu sisirip, kendilerini sevmelerine, ozguven kazanmalarina sebep oluyor, olsun oyleleri de var dunyada, ya da karsidaki insan bir sey yapsa da kendimi iyi hissetsem insanlari, vicdanlari rahatlatma cabalari, cocukluk sanrilari cogu zaman...

Yuksek Okceler'im olsun isterdim bu yuzden, ya da herkesin olsun Yuksek Okceler'i ki, zaten iki gun sonra unutulup gidecek bedenleri daha kolay akintiya birakabilelim ya da ne bileyim o bedenler minumum zarar gorsun, yazik.

Aslinda bu kadar kotu de bakmamak lazim, her seye ragmen, ne kadar sevmis, ne kadar sogutulmus, tiksindirilmis ve uzaklasmis olursan ol, yine de sevebilme kapasitesine sahip turleriz, egolarimizi pek tatmin etmese de bu herkesin sevdigi tek kisi olma arzusunun her seferinde kayitsizca cokusu, yine de bir kisiyi sevmek her seyi unutturabiliyor, cunku dogamiz bencil, dogamiz acimasiz biraz, bu sefer nasil olacak acaba diye bekliyor aklimin odalarindaki seyirciler sabirsizca, her seferinde yine umut dolu, hayatin yogunlastirilmis halini avucunun icinde tutmak gibi, superman olmak lazim bazen, hem yaz da gelmis, demek ki bu bitmeyecek bir donguymus, nasil da yeniden avare eden.

Isiklar nasil da parliyor geceleri, gunesin battigi yerde, cunku gece gelmiyor, gunduz bitmiyor, her saniye yanip yanip kavrularak izler birakiyor bu dongude. Sakin ol, ve hatta tadini cikar cekingen opmelerin, korkak dokunuslarin, titrek nefeslerdeki sozlerin, bundan ote kac sey var ki hayatta? Gecmisin tum pisligi, gelecegin belirsiz yeniliginde kaybolup giderken, el salliyorum hayata, gomlegi soyulurken ilik tenlerin, ihtimalin sicak teni degiyor bedenime, ates bocekleri, kayitsiz ucuslar ve atmosferde salinarak kaybolana kadar, yaz yine gulumsetmeyi basariyor, cunku sevgili, arsiz ihtimal cisimleserek duruyor tam onumde.


Mfö - ne bileyim ben
Yükleyen kartalgoz_1903. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!

16 Ağustos 2010 Pazartesi

ihtimaller dahilinde

hayatinizdaki bir gunun, o bir gunun icine sigan ve beyninizdeki kucucuk bir karara sebep olan elektrik dalgasinin neleri etkiledigini, neleri degistirip, nelere sebep oldugunu hayal ettiniz mi hic? 'Acaba ne olurdu' isimli kacmis ihtimalin kivrilarak ilik tenini surmesi benliginin hic bilmedigin yerlerine, aniden filizlenmis bir yagmurun uzaklasan bulut goruntusu yerlesiyor tam icine, aslinda kendini aciga cikariyor bir anda, cunku geceye yakinken gun, gunesin coktan dogmus oldugunu anliyorsun, yeni dogan gibi, sonbahar yaklasirken baharin gelmis oldugunu hissetmek gibi, en onemlisi de bir yolun hem basinda hem de sonunda olmak gibi, ellerin baglanmis, ellerin ozgurce ruzgara donuk, o kadar gercek ki gordugun hayal, o kadar berrak ki akseden gulumsemeler, kivilcimlari gormemek imkansiz cunku gece tutusuyor, yaniyor sokaklar, kaldirimlar, cunku o kadar sicak ki icim gunesten kacmaya ihtiyac duymuyor, yagmur degmeden tenime kaciyor yapraklarin uzerine, hayat boyle bir seymis iste, ihtimalin bastan haric edilmis olmasi ne olurduyu sordurturmus yine de, hayat boyle de bir seymis, gun biterken, digeri daha fark etmeden doguyormus hemen.


Sezen Aksu-DELI KIZIN TÜRKÜSÜ video klip NOSTALJI
Uploaded by erhanc1974. - Music videos, artist interviews, concerts and more.

11 Ağustos 2010 Çarşamba

ihtimaller haricinde

bazen bazi seyleri o kadar cok ister ki insan cok dusuk bir ihtimal varsa bile o kucuk ihtimale inanir, salt ihtimalin kendisini arar durur, milyarda bir bile olsa. Ama sunu bir turlu ogrenemiyoruz; aslinda istedigimiz ihtimaller haricinde bir sey.

i'm not here
this isn't happening
i'm not here, i'm not here

in a little while
i'll be gone

9 Ağustos 2010 Pazartesi

must change or fall apart

insan son tahlilde kendisiyle yasamak zorunda, bunu beceremeyecek kadar pislige batmis o kadar cok insan var ki gozlerinin ici gulumserken gunesi karsisindakinin gozlerini kamastiracak kadar yansitabilen ve durmadan kendi benliginin bir mabetmiscesine masumane bir sanat eseri oldugunu dusunen. kaciniz hayatinizda sizi travmatize eden bir suc islediniz? ve kaciniz bu sucla yasayamayacak hale gelebildiniz? ya da karsinizdakinin sucunu bile bile sustunuz? artik hicbir sey korkutmuyor insani, gunduzle gecenin farki gibi berrak bir ayrimi var soylenenle dusunulenlerin, insan artik o kadar alismis ki bencilligine hizmet ederken irtikabina sarilip uyumaya, hic kimse farkina bile varmiyor sanki bu duzenin. samanlikta igne aramaktan bahsederdi bir onceki nesil, o igneye n'oldu? buldular mi? .fall apart.


8 Ağustos 2010 Pazar

psychological closure

Yapilan arastirmalara gore travmatik bir sureci, olayi ya da hisleri tamamen yok etme istegine sahip olan insanlar bu konudaki beklentileri az olanlara gore daha az yaratici oluyorlarmis. Travmani sev.

Iyi pazarlar.

7 Ağustos 2010 Cumartesi

you are my everything

ak sakalli bir ayyas artik yazilabilecek hicbir seyin kalmadigini, sadece yazma sekillerinin degistigini soyledi bana. kizdim, inanmadim ama oturduk okuduk tum romanlari ve kabul ettim dediklerini. peki yazilabilecek bir seyin olmamasi ne demek? yazilabilecek bir sey kalmamissa yasanabilecek bir sey de kalmamistir, sadece farkli yasama sekilleri var. ruhum aydinlandi. her sey ayni, herkes ayni, o ask da sonraki gelecek olanlar da, aldatmalar da, yalanlar da, dolanlar da, arada bir mutlu oldugun zamanlar da, iste bu sefer oldu sanirim diyebilecek kadar naiflestigin o masum dakikalar, gunesi gorunce perdeyi acman, kar topunu atma seklin ve hatta belki de caninin istedigi seyler, hicbiri yeni degil, sadece sekli semali farkli, hepsinin ozundeki anlam aslinda ayni, farksiz ve siradan. kara sakalli bir kes de yasamaktan yoruldugunu soylemisti bana, depresif bir vazgecis degil, aksine salt yorgunluk, uzansak soyle yorganin altina, usulca. everything means nothing to me. *



* bir arkadasim bekaretini bu sarki calarken kaybettigini soylemisti bana, bir tesaduf mu yoksa kozmik bir referans mi oldugu konusunda ikimiz de hala kararsisiz.

when a man lies

'bir insan yalan soylediginde, dunyanin bir kismini katleder' *

- en buyuk yalanin neydi? hala unutamadigin, belki de kendini hic affedemedigin sirrin? neye yalan neye sir demek lazim biliyor muyuz? bilen varsa ogretsin. ya da hangi yalanlar soylendi sana kim bilir, ta ki ogrenene kadar yalani, ya da belki hissedebilene kadar, insan ne zaman alisiyor bunlara? en masumundan en nefret edilesi olanina kadar soylenmis butun yalanlari ortaya cikarsak ne olur? bunu kim ister? bir insan yalan soylediginde aslinda benliginin de bir parcasini katleder, kendi kendine yalan soylemek degil olay, varliginin anlamsizlasmasi, kendi yasamina ve derin her hangi bir baglanmaya firsat vermemesi, yalan soyledikce insan bosalan bir tenekeye donusur, bosalan teneke de cop biriktirmekten baska bir ise yaramaz. hosuna gitti mi? yok oyle degil hikaye bence, yalan soyledim aslinda, yalan soyledikce hicbir sey olmuyor insanlara, en azindan yalan soyledigini gordugum insanlarda tenekelesme surecini deneyimleyemedim henuz, daha degisik seyler oluyor, ama ne oldugunun cok onemi yok, gozlerinin alabildigi kadrajdan cikip gidiyorlar, en onemlisi bu. mu? bir nevi baglantisizlik.



* cliff burton