Yeni tasindigimiz evin tam karsisinda bir otel var. Sabah sokakta yururken karsilastigim genc adam da biraz once sigarasini iciyordu camdan sarkarak benim gibi.
Yolda yururken durdurup adimi sordu, tanidik zannetmis. Kendi adini da soyledi bana. Gercek adimi soylemedim kendisine, o saniye uydurdum bilindik bir isim. Sonra yurumeye devam ettik, tanidik biri gibiydi, nerden taniyorum seni diye sordum, o da ayni soruyu dusundugunu soyledi sadece.
Yol boyunca yuruduk, yokus yukari, arada bir koluma girdi, arada bir durup yuzume bakti, dayanamayip gercek adimi da soyledim sanki ikinci ismimmis gibi. Farkina varmadan aksama kadar yurumusuz.
Geri donmeye karar verdigimizde Ankara da sogumustu artik, gece aniden bastiran titrek bir sis vardi sanki. Tedirgin olmam gerekiyormus gibi hissetmeme ragmen bu sefer ben onun koluna girdim. Yuruduk otele kadar.
Hatirlamaya calistigi seyi sonunda hafizasindan cekip cikarmis gibi artik durup durup yuzume bakma ihtiyaci duymadi, sadece yurumek, arada bir de konusmak yetti. Baska sehirlerde bilinmedik zamanlarda beraber yurumusuz gibi sanki.
Otelin onune geldigimizde her evin isigi yaniyor, otelin odalari sakin bekliyordu sahiplerini. Davetini kabul edip ciktim yanina, asansorde cocuklugumdan tanidigim arkadaslarimla karsilastim, gorevlilerden bir kaci akrabamizdi sanki, koridorlarinda yururken aynalardan tanidigim herkesin yansimasini gordum. Hayatimin en tanidik mekanina adim atmis olmanin rahatligiyla hicbirine aldirmadan yurumeye devam ettim onun yaninda. Bir ara durdurdu beni, bir isini halletmek icin gitti yanimdan bes dakikaligina, o zaman sima olarak tanidiklarim da dahil hayatima bir sekilde girmeyi basarmis her canlinin bu otelde kaliyor olabilecgini gecirdim aklimdan. Zemin katta ailemden insanlar ve cocuklugumun simalari, ikinci katta buyudukce tandikilarim, ucuncu kati lise yillarim, dorduncu katinda Ankara'nin univeriste hayati, besinci katinda da Almanya'nin soguk ikliminde gecen iki yilin insanlari, bazilarinin odasi muhurlenmis, bazilari hala kullaniliyor ama olduklari gibi kalmis neredeyse hepsi. Onun odasi altinci katta, hayatimin yeni doneminin ilk tanisikligi o, odasina girdigimizde ve o ceketini cikardiginda tipki adasi Turgut'un yaptigi gibi uzanip kendi yanaklarimdan optum ilk once. Yaptigima gulumseyip o da tekrarladi Turgut'un hayalini. Ilk adim zor, ilk adim korkunc, ilk adim her zaman atildiktan sonra beklenmedik seylere gebe ama atilir atilmaz da yeni bir hikaye yazdirmaya baslatiyor. Altinci katta yeni bir hayat basliyor, katin ilk misafirini yerlestirip tadini cikariyorum temiz sayfanin. Simdi tekrar gidip sair olmayan Turgut'un yanina, hikayemi anlatmaya baslamanin zamani, telefonda duydugum sarki bitmeden.
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ekim 2010 Pazartesi
13 Eylül 2010 Pazartesi
bir ihtimaller oluyor bana
"Bir gun gelecek elbet, utopyalar guzeldir"
Ne zaman yeni tanistigim birinin yataginda kendimi ciplak bulsam, evren bana bir guzellik yapip uygun fon muzigini calmaya basliyor. Yatak daginik ve cift kisilik, sahibi yalniz yuruyen, kedilerinin oyuncagi bir melankoli yumagi.
Sair, yazar ve evi ot kokan insanlar. Yeni tanismisligin verdigi rahatlik ve bir daha gorusulmeme ihtimalinin biraktigi ozgurluk. Alkol damardan tasamiyor, sigara hic sonmuyor, kitaplikta sevdigim kitaplari gorup, okumayi isteyip de firsatim olmayanlara dair sorular.
Durmadan umutlanmanin hikayeleri yaziliyor o yataklarda o saatlerde. Aslinda beklenen bir sey var, aslinda ozlenen bir ses ya da koku, belki de onceden bilinen bir his, belki hic tanisilmamis bir dokunus. Tum ciplakliginda beden, arayip da dokunmaya calistigi seyi bir turlu bulamiyor. Sessiz, sakin; sonra hizli sert.
Yazilan hikayeler, cismanilesmesi arzulanan ihtimallerin onizlemeleri adeta. Hic bilinmeyen, taninmamis ve gizli ihtimaller. Utopik, katastrofik ve psikoterapik. O yuzden bu kadar cok seviyoruz tekil gecelerin bitmeyen tekrarlarini, cunku utopyalar guzeldir.
Ceylan Ertem'e asik olmak serbest, sesinin utopik tekilliginde kaybolmak kacinilmaz. Ertem'in utopyasi o geceler gibi yogun, umut dolu ama kisa.
Ne zaman yeni tanistigim birinin yataginda kendimi ciplak bulsam, evren bana bir guzellik yapip uygun fon muzigini calmaya basliyor. Yatak daginik ve cift kisilik, sahibi yalniz yuruyen, kedilerinin oyuncagi bir melankoli yumagi.
Sair, yazar ve evi ot kokan insanlar. Yeni tanismisligin verdigi rahatlik ve bir daha gorusulmeme ihtimalinin biraktigi ozgurluk. Alkol damardan tasamiyor, sigara hic sonmuyor, kitaplikta sevdigim kitaplari gorup, okumayi isteyip de firsatim olmayanlara dair sorular.
Durmadan umutlanmanin hikayeleri yaziliyor o yataklarda o saatlerde. Aslinda beklenen bir sey var, aslinda ozlenen bir ses ya da koku, belki de onceden bilinen bir his, belki hic tanisilmamis bir dokunus. Tum ciplakliginda beden, arayip da dokunmaya calistigi seyi bir turlu bulamiyor. Sessiz, sakin; sonra hizli sert.
Yazilan hikayeler, cismanilesmesi arzulanan ihtimallerin onizlemeleri adeta. Hic bilinmeyen, taninmamis ve gizli ihtimaller. Utopik, katastrofik ve psikoterapik. O yuzden bu kadar cok seviyoruz tekil gecelerin bitmeyen tekrarlarini, cunku utopyalar guzeldir.
Utopyalar Guzeldir/ Ferhan Şensoy Cover- 2009 from Ceylan Ertem on Vimeo.
Ceylan Ertem'e asik olmak serbest, sesinin utopik tekilliginde kaybolmak kacinilmaz. Ertem'in utopyasi o geceler gibi yogun, umut dolu ama kisa.
Etiketler:
ankara,
ceylan ertem,
ferhan sensoy,
utopyalar guzeldir
12 Eylül 2010 Pazar
sabah seksi sorunsali
Sabah ereksiyonu bosa gitmesin tasarrufculugu mudur, eldeki kacmadan tutup bir posta daha gidelim tilkiligi mi bilmem ama sabah seksinin hayattaki yerini henuz cozebilmis degilim. Dokunmaya kiyamadigim sevgilim, ya da gece tanistigim tek gecelik flortum olmasi hicbir seyi degistirmiyor. Sabah seksinin ultra sacma, halusinatif, ve yilisik romantizme bulanmis bir anlamsizligi var gozumde. Bir kere yorgunsundur, acsindir, hatta alkol daha damarlarinda gezip basini da bir guzel agritiyordur zaten, gece uyumadigin icin istedigin tek sey karanlik ve sessiz bir ortamda yataga gommektir kendini.
Hadi bunlari yapmadigin bir hayat dusunelim, uykunu almissin, dinc bir sekilde uyaniyorsun, yaninda uzun sureli iliskin olan insan evladi ya da nikahli esin, bu mizmiz evli hayatinda da sabah kalkip sevisecek kadar heyecanli olmazsin zaten. Olsa olsa rol yaparsin.
Amaci nedir peki bu sabah seksinin, hadi diyelim gece cok yorgunsundur olmamistir belki o zaman bir islevi olabilir ama o da bir yere kadar. Ahlaksiz batinin 'morning breath' dedigi sabah gelen o esi benzeri olmayan agiz kokusuna deginmiyorum bile dikkat ederseniz.
Tabi soyle de bir sey var, seks zaten dogasi geregi pis bir aktivite, vucut sivilarinin gozu kapali degis tokusu ne kadar hijyenik olabilir ki. Isi heyecanli kilan kisim da bu saniyorum. Hardcore orada basliyor. O ilk zamanlardaki yumusak ve kibar dokunuslar zamanla vahsilesmedikten sonra da insanda sehvet kalmiyor zaten.
Her seye ragmen, bir sekilde bu ise kalkisinca da, olaya bir turlu isinamayip, konsantre olamadigim icin ya 'cok yorgunum, erekte olamiyorum' kartina, ya da 'bosalsaydik da gitseydik bi' moduna teslim ediyorum kendimi.
Yarin bir gun karsima hayallerimi susleyen bir zat-i muhterem cismanileserek cikarsa bunlarin hepsini unutma hakkini kendimde sakli tutuyorum tabi ki.
Ama her seye ragmen sevismeye devam edelim, cunku belki o sabahlarin bir anlami olur, o anlamlari biri cikip getirir yorganin altina, ne de olsa "it's a wonderful life", hem de Hurts dinleyerek mumkunse:
Hurts "Wonderful Life"
Yükleyen videohurts. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.
Uzun zamandir kesif yapamamis olmanin acligini Hurts ile gideriyorum, albumun adi "Happiness", neredeyse butun sarkilari leziz, cool muzik, umut dolu, sevisirken de guzel gider, dinleyin.
---
EDITE: Oral seksle uyandirilma bu yazidaki atarlanmaya dahil degildir, oral seksle uyandirilmak veyahut uyandirmak destekledigimiz, korunmasi ve yayginlastirilmasi icin caba sarfetmemiz gereken bir muessesedir. Oral seksle uyandir-il-mak, ismi bile bir tahrik edici zaten.
Hadi bunlari yapmadigin bir hayat dusunelim, uykunu almissin, dinc bir sekilde uyaniyorsun, yaninda uzun sureli iliskin olan insan evladi ya da nikahli esin, bu mizmiz evli hayatinda da sabah kalkip sevisecek kadar heyecanli olmazsin zaten. Olsa olsa rol yaparsin.
Amaci nedir peki bu sabah seksinin, hadi diyelim gece cok yorgunsundur olmamistir belki o zaman bir islevi olabilir ama o da bir yere kadar. Ahlaksiz batinin 'morning breath' dedigi sabah gelen o esi benzeri olmayan agiz kokusuna deginmiyorum bile dikkat ederseniz.
Tabi soyle de bir sey var, seks zaten dogasi geregi pis bir aktivite, vucut sivilarinin gozu kapali degis tokusu ne kadar hijyenik olabilir ki. Isi heyecanli kilan kisim da bu saniyorum. Hardcore orada basliyor. O ilk zamanlardaki yumusak ve kibar dokunuslar zamanla vahsilesmedikten sonra da insanda sehvet kalmiyor zaten.
Her seye ragmen, bir sekilde bu ise kalkisinca da, olaya bir turlu isinamayip, konsantre olamadigim icin ya 'cok yorgunum, erekte olamiyorum' kartina, ya da 'bosalsaydik da gitseydik bi' moduna teslim ediyorum kendimi.
Yarin bir gun karsima hayallerimi susleyen bir zat-i muhterem cismanileserek cikarsa bunlarin hepsini unutma hakkini kendimde sakli tutuyorum tabi ki.
Ama her seye ragmen sevismeye devam edelim, cunku belki o sabahlarin bir anlami olur, o anlamlari biri cikip getirir yorganin altina, ne de olsa "it's a wonderful life", hem de Hurts dinleyerek mumkunse:
Hurts "Wonderful Life"
Yükleyen videohurts. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.
Uzun zamandir kesif yapamamis olmanin acligini Hurts ile gideriyorum, albumun adi "Happiness", neredeyse butun sarkilari leziz, cool muzik, umut dolu, sevisirken de guzel gider, dinleyin.
---
EDITE: Oral seksle uyandirilma bu yazidaki atarlanmaya dahil degildir, oral seksle uyandirilmak veyahut uyandirmak destekledigimiz, korunmasi ve yayginlastirilmasi icin caba sarfetmemiz gereken bir muessesedir. Oral seksle uyandir-il-mak, ismi bile bir tahrik edici zaten.
Etiketler:
ankara,
hurts,
one night stand,
seks,
wonderful life
10 Eylül 2010 Cuma
nerde eski bayram abi naber
Sirf calan muzige dayanamayip balkondan orkestraya dahil olan adam yuzunden bile, son birkac gunun, en groovy, en hayat cok guzel, en bi' oryantal caz, en neseli, en bayramvari olayi budur benim icin:
8 Eylül 2010 Çarşamba
gitme sonbahar oluyorum, sonrası hiç
eylul'un siiri
"...
incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o sedef çakı
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme sonbahar oluyorum sonrası hiç
..." *
* Hasan Huseyin Korkmazgil
---
Bir insana ithaf edilebilecek belki de en guzel sey buydu son gunlerde, belki de ben cok sansliydim haberim yoktu, belki de ben aksam olmaya, sonbahar olmaya hazirdim da farkinda olmadan baskalarinin sebebi oldum. Ama her seyden evvel, bu siiri belki de bana yazmis Korkmazgil, sonunda da bana okumus cok sevdigim birileri.
Fon
"...
incecikti
gül dalıydı
dokunsam kırılacaktı
dokunmadım
kurudu
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
neden akşam oluyorum tren kalkınca
kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
az önceki çiçekler nasıl da diken diken
gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
kavaklara oklu yürek çizip duran o sedef çakı
nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
gitme sonbahar oluyorum sonrası hiç
..." *
* Hasan Huseyin Korkmazgil
---
Bir insana ithaf edilebilecek belki de en guzel sey buydu son gunlerde, belki de ben cok sansliydim haberim yoktu, belki de ben aksam olmaya, sonbahar olmaya hazirdim da farkinda olmadan baskalarinin sebebi oldum. Ama her seyden evvel, bu siiri belki de bana yazmis Korkmazgil, sonunda da bana okumus cok sevdigim birileri.
Fon
Etiketler:
a single man,
ankara,
hasan huseyin korkmazgil
ozur dilerim, sevemedim
--
- Ben geliyorum sormadan ama, gerci erkenden gitmem gerekiyor zaten.
+ Niye?
--
- Benim gitmem lazim.
+ Gitme, dur biraz.
--
+ Goruselim cumartesi gunu.
- (Icses: Niye?) Bilmiyorum, bakariz.
--
- Iyi geceler.
+ Sana da.
(Dudaklar, sigara kokan dudaklar).
Yasemin Mori - Mutsuz Punk
Taze kalsin diye yesilliklere su atan manavlar gibi,
deniz suyuyla islattim kendimi bazen.
Kafam karisiyor hep, olup biten
o kadar cok sey, olup da bitemeyen cokca gun ve gece.
Giden biri var icimden kalkip, sirenlerle sabah oluyor
sehirlerin birinde,
sehirlerin gecesi bana geliyor aksamustleri,
gunesi bazen bende batiyor.
Tozumu aldim, kaldirdim kendimi vitrinin kapali bolmesine,
Karasu'nun kitaplari gibi sakladim adlarimi, sifatlarimi
cokca da tadimi.
Actigimda paketini bedenimin, cirilciplak kaldiginda ten
usuyup, titreyen ses tellerimi kestim
uyanamadi iliklerim, dolmadi damarlarima kan
tasamadim.
Icimden topluca kalkip giden bir kalabalik var
Misafir odasinin kilitli kapisindan
Anahtar deliginden
Halisiz koridorun soguk mermer tabanindan
Pervaza gelmeyi arzulayan kasim ruzgarindan
Kasigimdaki agridan kacip duran.
Anlasip yola koyuluyorlar benden cikip.
Sozlesip gidiyor icimden birileri.
---------------------------------------------------
Kaybedenler, tutunamayanlar, umut etmekten les yemis gibi korkanlar. Gecmisimin gerceklesmeyecek onizlemisini baska insanlarda gormem biraz urkutucu. Neyse ki gecici, neyse ki ben gidiciyim.
- Ben geliyorum sormadan ama, gerci erkenden gitmem gerekiyor zaten.
+ Niye?
--
- Benim gitmem lazim.
+ Gitme, dur biraz.
--
+ Goruselim cumartesi gunu.
- (Icses: Niye?) Bilmiyorum, bakariz.
--
- Iyi geceler.
+ Sana da.
(Dudaklar, sigara kokan dudaklar).
Yasemin Mori - Mutsuz Punk
Taze kalsin diye yesilliklere su atan manavlar gibi,
deniz suyuyla islattim kendimi bazen.
Kafam karisiyor hep, olup biten
o kadar cok sey, olup da bitemeyen cokca gun ve gece.
Giden biri var icimden kalkip, sirenlerle sabah oluyor
sehirlerin birinde,
sehirlerin gecesi bana geliyor aksamustleri,
gunesi bazen bende batiyor.
Tozumu aldim, kaldirdim kendimi vitrinin kapali bolmesine,
Karasu'nun kitaplari gibi sakladim adlarimi, sifatlarimi
cokca da tadimi.
Actigimda paketini bedenimin, cirilciplak kaldiginda ten
usuyup, titreyen ses tellerimi kestim
uyanamadi iliklerim, dolmadi damarlarima kan
tasamadim.
Icimden topluca kalkip giden bir kalabalik var
Misafir odasinin kilitli kapisindan
Anahtar deliginden
Halisiz koridorun soguk mermer tabanindan
Pervaza gelmeyi arzulayan kasim ruzgarindan
Kasigimdaki agridan kacip duran.
Anlasip yola koyuluyorlar benden cikip.
Sozlesip gidiyor icimden birileri.
---------------------------------------------------
Kaybedenler, tutunamayanlar, umut etmekten les yemis gibi korkanlar. Gecmisimin gerceklesmeyecek onizlemisini baska insanlarda gormem biraz urkutucu. Neyse ki gecici, neyse ki ben gidiciyim.
5 Eylül 2010 Pazar
dudaklarima degen cavus uzumu
eylul'de git.
Bana bilmedigim hikayeler anlatacak bir oyku okumak istiyorum tam da su anda,roman daha iyi olur aslinda, daha cok mesgul edip, daha uzun sure oyalayabilir merakimi ve umursamaz bikkinligimi.
Seslerini ozledigim insanlarin aniden karsima cikmalarini istiyorum tam da bu yasadigim gece yeni gune dondugunde. Toparladigim esyalarimi sacmak istiyorum arabanin camindan gezdigim bos asfaltlara, sonra tam da yolun ortasinda kendim olayim istiyorum hizla gelen arabanin karsisinda.
Ama hayir, cunku "gözlerin
umutlardan bir haber veriyor" *
Eylul aksamlarinda baskentin ara sokaklarinda sararmayi bekleyen yapraklari, o ara sokaklardan buyuk caddelere gecislerimi son kez yasamaya calisayim ki gece de gun de biterken can cekismesin daha fazla. Sesimi duyan bir seyler var yine de bu sehirde, eylul'un ilk gunlerindeki serin yaz ozentisi gecede cikiveriyor karsima, yuzume bakip devam ediyor yoluna, tam yanimdan gecerken fisildiyor kulagima sehrin gece sisleri, gece sesleri:
aşık olacak gibisin
gözlerinde atıyor kalbin
ve bir eylül akşamında
yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun.. yürüyorsun.. yürüyorsun
Sehir hala karisik, hala kalabalik. Sokagin ortasinda oylece asili kalmis, cani cekilmis gibi korkak, ne yapacagini bilemeyen bir yeniyetme gibi kasinti. Butun resimler eskimeye musait, her an dunyanin dongusunde ya kaybolup gidiyor, ya da yavas yavas ucuyor gozlerimin onunde gokyuzune dogru, oradan uzaya, uzaydan yokluga. Tam tepesinde sehrin, yildizlarin arasindan tekrar fisildiyor gece sisleri, gece sesleri:
yorgunsun
akan sudan daha çok yorgunsun
Umursamadan yuruyorsun, kalabalik bir caddede, bir suru dukkanin ve araba seslerinin tam ortasinda, yuruyen, araba suren, sira sira dizilmis sandalyelerde caylarini, biralari yudumlayan insanlarin hepsi durmadan tekrar ediyor:
yalnızsın
bir damla kadar göl içinde yalnızsın
Tum bu hayalini daha onceden buyuk ekranlarda izledigim ve yayinladigim kabus, durmadan karsima cikiyor sokaklarda. Gece seslerine gucu yeten bir an, kafa karistirip butun hepsini unutturan bir aylak adam, kahveli biralarimizi tokustururken, bana hikayeler anlatip, bilmedigim seylere guldurup sasirtirken, yanimizdan gecerken yavaslayan arabadan duyuluyor son sozler:
aşka dönecek gibisin
gözlerinde atıyor kalbin
ve bir eylül akşamında
yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun.. yürüyorsun.. yürüyorsun
Son sozlerden sonra, dudaklarima degen cavus uzumu, disledigim kahveli kara gevrek hem eylul'de git diyor hem de eylul'de gitmeyi zorlastiriyor.
* Pilli Bebek - Eylul Aksami
------------------------------------------------
eylul'de dur
Ilk birami ictigim zaman Pilli Bebek sahnedeydi SSK Ishaninda, yanimda benden buyuk imrendigim adamlar, etrafimda tanimadigim ve sasirdigim insanlar vardi o yaz gecesinde. Pilli Bebek sahneye cikip da calmaya basladiktan sonra biranin niye icildigini, kalbi kus gibi atan kendi varligimin gayri ihtiyari bir yaz aksami ruzgarinda salinip durdugunu, Ankara'nin bana neler ifade ettigini ve edebilecegini kisa bir an icin anlamistim. Biranin sayisi artinca unutmusum hepsini.
Yillar sonra, SSK Ishaninda degil de, Tunus Caddesinde bir barda, yine bira elimde, yanimda imrenmedigim bir adamla, etrafimda beni hic sasirtmayi basaramayan insanlarla, ucuz Turkce pop calarken, dudaklarima hic tanimadigim bir duygu dokunurken aklima Pilli Bebek geliyor, eylul aksami'nda hem de.
Pilli Bebek o aslinda bildigin ama bir sekilde unuttuklarini hatirlatiyor sakin bir sekilde insana. Ankara gibi kendi tarihsel olusumunda yasayanlarina cok meta vermeyen bir sehirde, sozler, sarkilar ve bunlarin birlesimi daha bir ihtisamli hem de daha sade ve sakin. Butun bu imgelerin arasinda sahlanarak kendini belli edense 'yorgunluk' oluyor sanirim, odu umitlenmekten korkan bir hayal ani, insan Ankara'yi sevebilir mi? Sevsin ya da sevmesin, gidecegini bile bile, ya da gitme firsatin oldugu halde Ankara'da durmayi isteyebilir mi biri?
Hayat, yillar sonra bana bunu istetebilecek seylerin Ankara'nin o yokuslu dar sokaklarindaki eskimis agaclarin altinda icilen biralarda ve tam karsinda duran, yeni tanistigin yazdan kalma gecenin rahatligiyla sana umut etmeyi ve edilebilecigini anlatan, umarsiz, sakin ve sade, bilinmeyen ve hemen sarildigin bir duyguda sakli oldugunu fisildamayi da unutmadi bu defa. O an SSK Ishaninda unuttuklarim hatirladim ve o ana en uygun sarki calmaya basladi Tunali'dan Kizilay'a dogru, yavas yavas akti ta ki biralarin sayisi yine artana kadar.
Bana bilmedigim hikayeler anlatacak bir oyku okumak istiyorum tam da su anda,roman daha iyi olur aslinda, daha cok mesgul edip, daha uzun sure oyalayabilir merakimi ve umursamaz bikkinligimi.
Seslerini ozledigim insanlarin aniden karsima cikmalarini istiyorum tam da bu yasadigim gece yeni gune dondugunde. Toparladigim esyalarimi sacmak istiyorum arabanin camindan gezdigim bos asfaltlara, sonra tam da yolun ortasinda kendim olayim istiyorum hizla gelen arabanin karsisinda.
Ama hayir, cunku "gözlerin
umutlardan bir haber veriyor" *
Eylul aksamlarinda baskentin ara sokaklarinda sararmayi bekleyen yapraklari, o ara sokaklardan buyuk caddelere gecislerimi son kez yasamaya calisayim ki gece de gun de biterken can cekismesin daha fazla. Sesimi duyan bir seyler var yine de bu sehirde, eylul'un ilk gunlerindeki serin yaz ozentisi gecede cikiveriyor karsima, yuzume bakip devam ediyor yoluna, tam yanimdan gecerken fisildiyor kulagima sehrin gece sisleri, gece sesleri:
aşık olacak gibisin
gözlerinde atıyor kalbin
ve bir eylül akşamında
yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun.. yürüyorsun.. yürüyorsun
Sehir hala karisik, hala kalabalik. Sokagin ortasinda oylece asili kalmis, cani cekilmis gibi korkak, ne yapacagini bilemeyen bir yeniyetme gibi kasinti. Butun resimler eskimeye musait, her an dunyanin dongusunde ya kaybolup gidiyor, ya da yavas yavas ucuyor gozlerimin onunde gokyuzune dogru, oradan uzaya, uzaydan yokluga. Tam tepesinde sehrin, yildizlarin arasindan tekrar fisildiyor gece sisleri, gece sesleri:
yorgunsun
akan sudan daha çok yorgunsun
Umursamadan yuruyorsun, kalabalik bir caddede, bir suru dukkanin ve araba seslerinin tam ortasinda, yuruyen, araba suren, sira sira dizilmis sandalyelerde caylarini, biralari yudumlayan insanlarin hepsi durmadan tekrar ediyor:
yalnızsın
bir damla kadar göl içinde yalnızsın
Tum bu hayalini daha onceden buyuk ekranlarda izledigim ve yayinladigim kabus, durmadan karsima cikiyor sokaklarda. Gece seslerine gucu yeten bir an, kafa karistirip butun hepsini unutturan bir aylak adam, kahveli biralarimizi tokustururken, bana hikayeler anlatip, bilmedigim seylere guldurup sasirtirken, yanimizdan gecerken yavaslayan arabadan duyuluyor son sozler:
aşka dönecek gibisin
gözlerinde atıyor kalbin
ve bir eylül akşamında
yaprak çıtırtılarıyla yürüyorsun.. yürüyorsun.. yürüyorsun
Son sozlerden sonra, dudaklarima degen cavus uzumu, disledigim kahveli kara gevrek hem eylul'de git diyor hem de eylul'de gitmeyi zorlastiriyor.
* Pilli Bebek - Eylul Aksami
------------------------------------------------
eylul'de dur
Ilk birami ictigim zaman Pilli Bebek sahnedeydi SSK Ishaninda, yanimda benden buyuk imrendigim adamlar, etrafimda tanimadigim ve sasirdigim insanlar vardi o yaz gecesinde. Pilli Bebek sahneye cikip da calmaya basladiktan sonra biranin niye icildigini, kalbi kus gibi atan kendi varligimin gayri ihtiyari bir yaz aksami ruzgarinda salinip durdugunu, Ankara'nin bana neler ifade ettigini ve edebilecegini kisa bir an icin anlamistim. Biranin sayisi artinca unutmusum hepsini.
Yillar sonra, SSK Ishaninda degil de, Tunus Caddesinde bir barda, yine bira elimde, yanimda imrenmedigim bir adamla, etrafimda beni hic sasirtmayi basaramayan insanlarla, ucuz Turkce pop calarken, dudaklarima hic tanimadigim bir duygu dokunurken aklima Pilli Bebek geliyor, eylul aksami'nda hem de.
Pilli Bebek o aslinda bildigin ama bir sekilde unuttuklarini hatirlatiyor sakin bir sekilde insana. Ankara gibi kendi tarihsel olusumunda yasayanlarina cok meta vermeyen bir sehirde, sozler, sarkilar ve bunlarin birlesimi daha bir ihtisamli hem de daha sade ve sakin. Butun bu imgelerin arasinda sahlanarak kendini belli edense 'yorgunluk' oluyor sanirim, odu umitlenmekten korkan bir hayal ani, insan Ankara'yi sevebilir mi? Sevsin ya da sevmesin, gidecegini bile bile, ya da gitme firsatin oldugu halde Ankara'da durmayi isteyebilir mi biri?
Hayat, yillar sonra bana bunu istetebilecek seylerin Ankara'nin o yokuslu dar sokaklarindaki eskimis agaclarin altinda icilen biralarda ve tam karsinda duran, yeni tanistigin yazdan kalma gecenin rahatligiyla sana umut etmeyi ve edilebilecigini anlatan, umarsiz, sakin ve sade, bilinmeyen ve hemen sarildigin bir duyguda sakli oldugunu fisildamayi da unutmadi bu defa. O an SSK Ishaninda unuttuklarim hatirladim ve o ana en uygun sarki calmaya basladi Tunali'dan Kizilay'a dogru, yavas yavas akti ta ki biralarin sayisi yine artana kadar.
3 Eylül 2010 Cuma
2 von millionen von sternen
Iki hafta once.
+ (Calan muzigi kastederek) Hatirladin mi?
- (Zorlama bir sasirmayla) Neyi?
+ Yuh! Sarki sana kimi hatirlatiyor?
- Onu mu hatirlamam gerekiyor?
+ Nasil yani? Bu sarki onu hatirlatmiyor mu sana?
- Bilmem, hatirlatiyor herhalde.
+ Ozlemiyor musun hic?
- Hayir, ozlemiyorum.
+ Sen nasil bir insansin o zaman? Gerizekali misin? Aklini kullanamayan bir insan misin sen ki o kadar zaman farkina varamadin bu durumun?
- Oyleyimdir buyuk ihtimalle, aksini hicbir zaman iddia etmedim zaten.
-/+ Sesszilik.
Birkac gun once.
+ Hic ozlemiyor musun?
- Hayir.
Bugun.
- Ozluyorum evet. Ama buna ozlenmek fiili tam olarak uyar mi bilmiyorum cunku aklima gelen tekrar elde edebilecegim bir sey degil, kaybedilmis bir sey de degil. Kendiliginden yok olmus bir gecmis zaman hatirasi sadece. Insan bitirdigi bir seyi ozleyebilir mi? Ozledigin zaman aslinda arkada bitmemis kirintilarin kalmis oldugunu kabul etmiyor musun? Hayir, ben ozlemedim. Ama icimde sadece iyi ve guzel fotograflari aklimin penceresine yerlestiren gizli bir el var, o eli durduramiyorum, o el bi' sure istedigini yapacak beni umursamadan ne olursa olsun. Zamanla susacak ama, basladi bile yerine yeni fotograflar eklemeye. Ozlemiyorum hayir, sadece hatirliyorum, unutmak mumkun olmadigi surece de duracak yerinde bazi seyler, dursun zaten de. Insan ozlemeden de hatirlayabilir ama hicbir kelime o anlama gelemiyor.
Für einen kurzen Moment
Waren wir uns nah
Obwohl er mich nicht
Nur ich ihn sah
Etiketler:
2 von millionen von sternen,
2raumwohnung,
ankara
2 Eylül 2010 Perşembe
bir pesimistle bir realistin drami
- Senin bu kadar pesimist oldugunu bilmiyordum ben, onceden de boyle miydin?
+ Ben pesimist degilim, realistim.
- Senin bu kadar realist oldugunu bilmiyordum ben, onceden de bu kadar realist miydin?
-/+ (Gulusmeler)
+ Sen degil misin?
- Ben artik pesimist degilim.
+ Sen vazgecmissin o zaman.
- Senin de bocegin olmus.
Peki pesimizmle realizm arasindaki fark ne?
Pesimizm soyle bir seyse:
Realizm de budur sanirim:
Peki siz pesimist misiniz, realist mi?
+ Ben pesimist degilim, realistim.
- Senin bu kadar realist oldugunu bilmiyordum ben, onceden de bu kadar realist miydin?
-/+ (Gulusmeler)
+ Sen degil misin?
- Ben artik pesimist degilim.
+ Sen vazgecmissin o zaman.
- Senin de bocegin olmus.
Peki pesimizmle realizm arasindaki fark ne?
Pesimizm soyle bir seyse:
Realizm de budur sanirim:
Peki siz pesimist misiniz, realist mi?
1 Eylül 2010 Çarşamba
sonsuzluk ve bir ihtimal
Hayatin en buyuk trajedilerinden biri, karsindakine, onu sevdigini soyleyememektir, cunku yasamin butun pisligi icinde, insan en azindan, seni seviyorum diyebilme ozgurlugune sahip olabilmelidir.
Ama iste...
umudum sonsuzdur ugraşım bitmez hiçbir zaman
Ama iste...
umudum sonsuzdur ugraşım bitmez hiçbir zaman
31 Ağustos 2010 Salı
yazlik ihtimaller
Ozet gecmek lazim, gecen yazdan bu yana olan biten her sey aslinda o kadar coktu ki sanki hayatimin cogunu bu bir yillik zaman diliminde yasamis gibi hissediyorum bazen, tabi buna yasayamadiklarim, gozumun onunde dururken kacirdiklarim da dahil, o da dahil gecmisime, bir sekilde ihtimaller zinciri icinde yerini alip kaldirildi aklimin tavan arasina.
Gecen yaz Istanbul'daki iki haftayla baslayan yil, Ankara'daki iki haftayla bitiyor simdi. Araya Atina, Roma, Venedik, Paris, Prag ve Hamburg girmis olsa da asil hikaye tabi ki Berlin'de yazildi. Atina'nin doktorlari, guzel yemekleri, Ankara benzeri tekduzeliginden Berlin'in kisina gecis yapmak biraz deli sacmasi geliyor simdi. Kisa kisa, gecen yilin ozeti.
- Istanbul'da ca(gna)nimla cene kemiklerimizde sorun olusana kadar eglenebilme. (nisantasi turu, gelecek hayalleri).
- 'Skin was burning' in Athens.
- Alexanderplatz'ta donmedolaptan kar altindaki, kis gecesini bir Yunan doktorla izlemek,
- Friedrichshain'da bir otelde sarhos kafayla sevistikten sonra oglene kadar uyuya kalip, odada kendini tek basina bulmak, sonrasinda bir cafe latteyle Karl Marx'ta yurumek, hava hafif serinken, gecici bir sure isinmis numarasi yaparken.
- Almanlar yatakta cok iyiler, her acidan.
- Kisa bir Ankara ziyaretinde bir mesajla gelen tanisikliklar.
- Berlin'in karlar altindaki sisine gecis yaptiktan sonra aska gelmek.
- Relationship for beginners, ultra intensive, practicum.
- Potsdam'da bir dost, bir sevgili yeter bana.
- Tez, mezuniyet.
- Dostlar, sarhosluklar, sabahlamalar, her yerde kar.
- Prag'da bir muhendisle iki gunluk bir masal, sanki 'happy end' onizlemesi.
- Canimdan cok sevdigim dostlarimla icmeler.
- 'Sevgi anlasmak degildir, muhendis de sevilir.'
- Tiergarten civarlarinda, nisanin yalanci sicakligina aldanip donmedolaptan Brandenburger Tor'u izlemek.
- Iliskinin kamuya acilisini gerceklestirme islemleri,
- Bir Alman hastanesinde gecen korkunc saatler.
- Piyasa degerindeki dususe ragmen, serbest piyasa israri,
- Cinsel yolla bulasan ruh hastaliklari ve tedavileri,
- Hisselerin halka kapatilisi,
- Yalanlar, dolandiricilik, sevgi adi altinda cetecilik.
- Bikkinlik, yalanlari bildigini soyleyemeden inanmis numarasi yapmaya calismak.
- Iflas ve kapanis.
- Almanlar yatakta cok iyiler, her acidan.
- Yazlik ihtimallerin pesinde gecen kisa sureler, umutlar.
- Ihtimalin ucup, kacip gidisi.
- Berlin'in bitisi, her seyin bitisi gibi, bir yerin kesilmis gibi.
- Ankara'nin bozkir sicaginda ihtimalin sicak teninin vucut bulup bedenime degmesi,
ve sonuc olarak, gitmeden once:
- Ankara ist langweilig aber sexy.
Gecen yaz Istanbul'daki iki haftayla baslayan yil, Ankara'daki iki haftayla bitiyor simdi. Araya Atina, Roma, Venedik, Paris, Prag ve Hamburg girmis olsa da asil hikaye tabi ki Berlin'de yazildi. Atina'nin doktorlari, guzel yemekleri, Ankara benzeri tekduzeliginden Berlin'in kisina gecis yapmak biraz deli sacmasi geliyor simdi. Kisa kisa, gecen yilin ozeti.
- Istanbul'da ca(gna)nimla cene kemiklerimizde sorun olusana kadar eglenebilme. (nisantasi turu, gelecek hayalleri).
- 'Skin was burning' in Athens.
- Alexanderplatz'ta donmedolaptan kar altindaki, kis gecesini bir Yunan doktorla izlemek,
- Friedrichshain'da bir otelde sarhos kafayla sevistikten sonra oglene kadar uyuya kalip, odada kendini tek basina bulmak, sonrasinda bir cafe latteyle Karl Marx'ta yurumek, hava hafif serinken, gecici bir sure isinmis numarasi yaparken.
- Almanlar yatakta cok iyiler, her acidan.
- Kisa bir Ankara ziyaretinde bir mesajla gelen tanisikliklar.
- Berlin'in karlar altindaki sisine gecis yaptiktan sonra aska gelmek.
- Relationship for beginners, ultra intensive, practicum.
- Potsdam'da bir dost, bir sevgili yeter bana.
- Tez, mezuniyet.
- Dostlar, sarhosluklar, sabahlamalar, her yerde kar.
- Prag'da bir muhendisle iki gunluk bir masal, sanki 'happy end' onizlemesi.
- Canimdan cok sevdigim dostlarimla icmeler.
- 'Sevgi anlasmak degildir, muhendis de sevilir.'
- Tiergarten civarlarinda, nisanin yalanci sicakligina aldanip donmedolaptan Brandenburger Tor'u izlemek.
- Iliskinin kamuya acilisini gerceklestirme islemleri,
- Bir Alman hastanesinde gecen korkunc saatler.
- Piyasa degerindeki dususe ragmen, serbest piyasa israri,
- Cinsel yolla bulasan ruh hastaliklari ve tedavileri,
- Hisselerin halka kapatilisi,
- Yalanlar, dolandiricilik, sevgi adi altinda cetecilik.
- Bikkinlik, yalanlari bildigini soyleyemeden inanmis numarasi yapmaya calismak.
- Iflas ve kapanis.
- Almanlar yatakta cok iyiler, her acidan.
- Yazlik ihtimallerin pesinde gecen kisa sureler, umutlar.
- Ihtimalin ucup, kacip gidisi.
- Berlin'in bitisi, her seyin bitisi gibi, bir yerin kesilmis gibi.
- Ankara'nin bozkir sicaginda ihtimalin sicak teninin vucut bulup bedenime degmesi,
ve sonuc olarak, gitmeden once:
- Ankara ist langweilig aber sexy.
Etiketler:
all summer long,
ankara,
berlin,
chris rea,
genel ahlaksiz,
ihtimal
terk ettigim sehirler, dostlar, sevgililer
Karar vermek gerek, hicbir sey olanlardan kacmak.
Bazilarinin icinde durtup duran bi' seyler vardir ya, hani olur olmaz muhalif sesler cikaran, karsidaki kim olursa olsun bildigi dogruyu sertce carpan, kurt gibi kivrandiran o 'sey'. Cogu buna sahip olamayacak kadar korkak ama. Travmalarini sevip oksayan insanlarin bu durtulerini de sevip, oksayip, korumasi gerekir, baska turlu tahammul edilmez oluyor neredeyse herbi' sey.

Resim
Bazilarinin icinde durtup duran bi' seyler vardir ya, hani olur olmaz muhalif sesler cikaran, karsidaki kim olursa olsun bildigi dogruyu sertce carpan, kurt gibi kivrandiran o 'sey'. Cogu buna sahip olamayacak kadar korkak ama. Travmalarini sevip oksayan insanlarin bu durtulerini de sevip, oksayip, korumasi gerekir, baska turlu tahammul edilmez oluyor neredeyse herbi' sey.

Resim
28 Ağustos 2010 Cumartesi
gizli bir ihtimal
"pardon, bakar mısınız, tanışmış mıydık?
sevmiş miydim ben sizi hiç, sevişmiş miydik?"
Her sey olup biterken, nelerle ugrasip, neleri dert edinirken, defterin sayfasini kapatmak uzereyken karsina da cikabilir aniden gizli bir ihtimal, icten ice umdugun ve bildigin ama bir turlu yuzlesemedigin, emin olamadigin bir ihtimal, adi gizli bir ihtimal, sicacik teni bedenime degdigi anda daha once hic mutlu olmamiscasina bir hazza bogan, yagmurunu unutturur kuzey sehirlerinin, sabah gelir aniden, gece biter, gizli bir ihtimal orada, o bosaltilan evde kalir geriye.
Sonra aniden yuzlesirsin bozkir sicaginda, Ankara'nin tek huzur veren yerinde, gunes yillar oncesinin semtlerine batarken, anilar bir bir cekmecelere kaldirilirken, karsinda durur tum masum gulusuyle, eller tutusmusken, kimse birakmaya yeltenmediginde, gozlerin birlestigi ve ne konusulacaginin bilinmedigi anda, atmosferde bir sarki calmaya baslar, hem ben ona, hem o bana, gunes tam da batarken hic tanimadigimiz, yasamadigimiz gecmisimize, ortak gizli ihtimalimize gulumseriz, sarki bitmeyecek saniyoruz, bitmesini de istemiyoruz, farkli bir hayatta basladi ve devam ediyor gizli ihtimalimiz, yasamaya cesaret edemedigimiz, ya da imkan bulamadigimiz, sadece bir soru kaliyor geriye, sararmis, kenarlari yakilmis kagitlara yazili, yagmur gibi yagiyor gokyuzunden:
"pardon, daha önce neredeydiniz?"
Sezen Aksu - Pardon (2009)
Yükleyen tipe-bak. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.
sevmiş miydim ben sizi hiç, sevişmiş miydik?"
Her sey olup biterken, nelerle ugrasip, neleri dert edinirken, defterin sayfasini kapatmak uzereyken karsina da cikabilir aniden gizli bir ihtimal, icten ice umdugun ve bildigin ama bir turlu yuzlesemedigin, emin olamadigin bir ihtimal, adi gizli bir ihtimal, sicacik teni bedenime degdigi anda daha once hic mutlu olmamiscasina bir hazza bogan, yagmurunu unutturur kuzey sehirlerinin, sabah gelir aniden, gece biter, gizli bir ihtimal orada, o bosaltilan evde kalir geriye.
Sonra aniden yuzlesirsin bozkir sicaginda, Ankara'nin tek huzur veren yerinde, gunes yillar oncesinin semtlerine batarken, anilar bir bir cekmecelere kaldirilirken, karsinda durur tum masum gulusuyle, eller tutusmusken, kimse birakmaya yeltenmediginde, gozlerin birlestigi ve ne konusulacaginin bilinmedigi anda, atmosferde bir sarki calmaya baslar, hem ben ona, hem o bana, gunes tam da batarken hic tanimadigimiz, yasamadigimiz gecmisimize, ortak gizli ihtimalimize gulumseriz, sarki bitmeyecek saniyoruz, bitmesini de istemiyoruz, farkli bir hayatta basladi ve devam ediyor gizli ihtimalimiz, yasamaya cesaret edemedigimiz, ya da imkan bulamadigimiz, sadece bir soru kaliyor geriye, sararmis, kenarlari yakilmis kagitlara yazili, yagmur gibi yagiyor gokyuzunden:
"pardon, daha önce neredeydiniz?"
Sezen Aksu - Pardon (2009)
Yükleyen tipe-bak. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.
26 Ağustos 2010 Perşembe
seni sevdiğim o zamanlardaki gönlüm yok artık
Genel Ahlaksiz'in notu: 'Genel Ahlaksiz' fikri gecen yazin Istanbul sicaginda bir dostumla karsilastigimiz kucuk bir butikten ortaya cikti aslinda, birinci yilini gecen hafta doldurdu blog ve kendi kisisel tarihimde surekliligi olan ilk mecmuasal caba oldugu icin de bunu taclandirmak gerektigini dusunuyorum. Bunun icin de en iyisi 'o arkadasi' konuk yazar olarak davet etmek geldi aklima, buyrun kendisiyle basbasa birakiyorum sizi, takip edilesi, pesi birakilmayasi bir insandir, candir, canandir o, daha cok yerde gorecegiz zaten kendisini.
Twitter'dan takip etmek icin: http://twitter.com/agda_bandi
Hem kil, hem guzel blogu icin: http://agdabandi.blogspot.com/
---------------------------------------------------------------------------
Genel Ahlaksız “blogun birinci yılı hadi yazı yaz” deyince sevindim hemen. Çok sevilenlerdendir zira kendisi.
Çoğunlukla Genel Ahlaksız’cığımın yazıları da şarkıları da depresif. Önce bu depresif havaya uygun bir şarkı seçeyim dedim, fakat vazgeçtim. Her görüştüğümüzde daha aramızda on metre varken hiçbir kelime etmeden gülmeye başladığım Genel Ahlaksız’ımın birinci yılı şerefine şarkım hareketli olacak!
Ajda Pekkan’ın “Oyalama Beni” şarkısını önermiş bana “istersen bununla yaz” diye. Şarkıyı çok sevsem de bu yazıya başka bir şarkı eşlik edecek. Nedenini anlatayım…
Çalıştığım yerde çalışan başka bir kız var, hamile. On bir yaşında aşık olduğu çocukla on bir sene çıktıktan sonra evlenmiş. Hemen evlendikleri gece de hamile kalmış. (ki bana sorarsanız garanti yalan, hamile kaldığı için evlendiler bence, “erken doğum falan filan” demesi de tezimi kuvvetlendiriyor. Neyse hadi tamam aşktan dayanamayıp evlenmiş olsunlar.)
Bundan birkaç hafta önce işle alakalı bir konuyu sormak için aradım ben bu kızı. Açtı telefonu konuştuk ve bi’ şeyi fark ettim, lan arkadan televizyon sesi falan gelmiyor! Arkadan hiçbir ses gelmiyor!
Tabii benim kafamda hemen şöyle bir sahne canlandı: bu ve kocası oturmuşlar, hatta kocası kafasını bunun kucağına dayamış, sohbet ediyorlar. Televizyon gibi sıkıcı bir şeye ihtiyaçları bile yok. Onlar birlikte olmaktan mutlular. Keyifli keyifli sohbet etmekteler…
O an “ha siktir, ben bi’ şeyi kaçırıyorum!” dedim içimden. İnsanlar uzun yıllar biriyle birlikte oluyor, evleniyor, anılar biriktiriyor, beraber yaşlanıyorlardı. Benimse birkaç aydan uzun süren ilişkim olmadı hiç. Dahası biliyorum yani siksen ben öyle beraber yaşlanalım falan götümü sıkıp da dayanamam.
Sonra düşündüm, lan benim senelerdir sıçtığım boka kadar anlattığım süper arkadaşlarım var. Ben onlarla beraber büyüyorum, anılar biriktiriyorum ve yaşlanacağım. Ama ömür boyu tek kişiyle sevişmek neden? Hem ne aksiyonu var o olayın? Ben her on senede bir köpek gibi aşık olup o heyecanı yaşamak istiyorum. Hadi itiraf edelim ne yaparsanız yapın, kendinizi sex shop’a kilitleyin, yine de sıkılacaksınız hacı! Var mı öyle yirmi sene heyecanını kaybetmeyen aşk? Artiz ne arar la bazarda?
Buradan Duvara Karşı’da artist artist “ben herkesle her şeyi yaşamak istiyorum” diyen bi’ Sibel Kekilli olduğum sonucu çıkarılmasın. Öyle bi’ talebim yok. Ama heyecan olsun hayatımda be bacanak. Ne o öyle adamı al alt yapıdan yetiştir, sonra evlen, hemen çocuk doğur!
Ben mümkünse Genel Ahlaksız bacanağım, Kırmızı Japon Balığım ve Denemecangillerle bir ömür geçireyim. Aşık olayım, sürüneyim, toparlanayım, düşeyim, kalkayım. Mutlu olayım, mutsuz olayım. Beni mutsuz eden şeyleri bu insanlara anlatıp onlar mutsuz olduğum konuyla alakalı şaka yapınca güleyim.
Ne diyor şarkıda Soner’ciğim taşozum “sanırım hep seni sevecek kalbim, son kez atana kadar!” O iş yalan olur Soner bebeğim, ha şey doğru bak “seni sevdiğim o zamanlardaki gönlüm yok artık.” Aynen öyle. Son dönemde seksi bulduğum tek adam ve neşeyle dinlediğim tek şarkı bu ve her ikisi de bana çok seksi geliyor.
Benim kalbim son kez atana kadar kankalarımı sevecek. O süreçte Soner’in olduğunu tahmin ettiğim six pack’lerini de bi’ kere dünya gözüyle görsem bana yeter. Ne gam!
Twitter'dan takip etmek icin: http://twitter.com/agda_bandi
Hem kil, hem guzel blogu icin: http://agdabandi.blogspot.com/
---------------------------------------------------------------------------
Genel Ahlaksız “blogun birinci yılı hadi yazı yaz” deyince sevindim hemen. Çok sevilenlerdendir zira kendisi.
Çoğunlukla Genel Ahlaksız’cığımın yazıları da şarkıları da depresif. Önce bu depresif havaya uygun bir şarkı seçeyim dedim, fakat vazgeçtim. Her görüştüğümüzde daha aramızda on metre varken hiçbir kelime etmeden gülmeye başladığım Genel Ahlaksız’ımın birinci yılı şerefine şarkım hareketli olacak!
Ajda Pekkan’ın “Oyalama Beni” şarkısını önermiş bana “istersen bununla yaz” diye. Şarkıyı çok sevsem de bu yazıya başka bir şarkı eşlik edecek. Nedenini anlatayım…
Çalıştığım yerde çalışan başka bir kız var, hamile. On bir yaşında aşık olduğu çocukla on bir sene çıktıktan sonra evlenmiş. Hemen evlendikleri gece de hamile kalmış. (ki bana sorarsanız garanti yalan, hamile kaldığı için evlendiler bence, “erken doğum falan filan” demesi de tezimi kuvvetlendiriyor. Neyse hadi tamam aşktan dayanamayıp evlenmiş olsunlar.)
Bundan birkaç hafta önce işle alakalı bir konuyu sormak için aradım ben bu kızı. Açtı telefonu konuştuk ve bi’ şeyi fark ettim, lan arkadan televizyon sesi falan gelmiyor! Arkadan hiçbir ses gelmiyor!
Tabii benim kafamda hemen şöyle bir sahne canlandı: bu ve kocası oturmuşlar, hatta kocası kafasını bunun kucağına dayamış, sohbet ediyorlar. Televizyon gibi sıkıcı bir şeye ihtiyaçları bile yok. Onlar birlikte olmaktan mutlular. Keyifli keyifli sohbet etmekteler…
O an “ha siktir, ben bi’ şeyi kaçırıyorum!” dedim içimden. İnsanlar uzun yıllar biriyle birlikte oluyor, evleniyor, anılar biriktiriyor, beraber yaşlanıyorlardı. Benimse birkaç aydan uzun süren ilişkim olmadı hiç. Dahası biliyorum yani siksen ben öyle beraber yaşlanalım falan götümü sıkıp da dayanamam.
Sonra düşündüm, lan benim senelerdir sıçtığım boka kadar anlattığım süper arkadaşlarım var. Ben onlarla beraber büyüyorum, anılar biriktiriyorum ve yaşlanacağım. Ama ömür boyu tek kişiyle sevişmek neden? Hem ne aksiyonu var o olayın? Ben her on senede bir köpek gibi aşık olup o heyecanı yaşamak istiyorum. Hadi itiraf edelim ne yaparsanız yapın, kendinizi sex shop’a kilitleyin, yine de sıkılacaksınız hacı! Var mı öyle yirmi sene heyecanını kaybetmeyen aşk? Artiz ne arar la bazarda?
Buradan Duvara Karşı’da artist artist “ben herkesle her şeyi yaşamak istiyorum” diyen bi’ Sibel Kekilli olduğum sonucu çıkarılmasın. Öyle bi’ talebim yok. Ama heyecan olsun hayatımda be bacanak. Ne o öyle adamı al alt yapıdan yetiştir, sonra evlen, hemen çocuk doğur!
Ben mümkünse Genel Ahlaksız bacanağım, Kırmızı Japon Balığım ve Denemecangillerle bir ömür geçireyim. Aşık olayım, sürüneyim, toparlanayım, düşeyim, kalkayım. Mutlu olayım, mutsuz olayım. Beni mutsuz eden şeyleri bu insanlara anlatıp onlar mutsuz olduğum konuyla alakalı şaka yapınca güleyim.
Soner Sarıkabadayı - Pas from Radyo35 on Vimeo.
Ne diyor şarkıda Soner’ciğim taşozum “sanırım hep seni sevecek kalbim, son kez atana kadar!” O iş yalan olur Soner bebeğim, ha şey doğru bak “seni sevdiğim o zamanlardaki gönlüm yok artık.” Aynen öyle. Son dönemde seksi bulduğum tek adam ve neşeyle dinlediğim tek şarkı bu ve her ikisi de bana çok seksi geliyor.
Benim kalbim son kez atana kadar kankalarımı sevecek. O süreçte Soner’in olduğunu tahmin ettiğim six pack’lerini de bi’ kere dünya gözüyle görsem bana yeter. Ne gam!
24 Ağustos 2010 Salı
sevgili, arsiz ihtimal
Dunyanin teorisinin icinde birileri bos durmayip iliski insanlarinin tavirlari hakkinda da bir siniflamaya gitmisler; baglanma-odakli olanlar ve ozgurlugune bagli olanlar. Sunu unutuyoruz yalniz, hepimiz ayni bokun farkli renkleriyiz, her ne kadar egomuzun yaptirdiklarini gozlerimiz gormese de, o icimizdeki degerlenme tutkusuyla saniye bazinda degisimler yasayip, uzun sure siyam ikizi modunda oldugumuz insanlari hayatimizdan cikardiktan sonra ilk goruste one-night-stand'e hayir diyemeyen, ilk bakista saksoya doyamayanlardaniz, bu yine iyi, daha kotusu ise daha ne oldugunu anlamadan baska bedenleri, baska ruhlari sevmeye baslama kapasitesine sahibiz, hem urkutucu hem de umut dolu bir sey belki bu, insanin kendisini bu dongude nereye koyduguna bagli biraz da ama ne yapabilirsin ki hissedince?
Soyle de bir sey var tabi, bu dongu buyuk oranda ozguven eksikligiyle alakali, degersizligin boyutu arttikca aldatmanin da tadi kacinilmaz oluyor, ya da uzun iliskinin hemen sonrasinda bile, saatler sonra birini operken titreten bir heyecan duyabiliyorsun, geride kalan birileri oluyor diye bir aldanma icinde olsak da aslinda herkes sadece bildikleri kadariyla bu dongunun icine yerlestirebiliyor kendini, yani az bilmek sadece geride kalan birileri oldugu sanrisini yaratiyor, halbuki kimse kalmiyor geride, sadece bilinmiyor neler oldugu. Ya da en basitinden iliski sonrasi doneminde yasanan bir sey bazilarinin egosunu sisirip, kendilerini sevmelerine, ozguven kazanmalarina sebep oluyor, olsun oyleleri de var dunyada, ya da karsidaki insan bir sey yapsa da kendimi iyi hissetsem insanlari, vicdanlari rahatlatma cabalari, cocukluk sanrilari cogu zaman...
Yuksek Okceler'im olsun isterdim bu yuzden, ya da herkesin olsun Yuksek Okceler'i ki, zaten iki gun sonra unutulup gidecek bedenleri daha kolay akintiya birakabilelim ya da ne bileyim o bedenler minumum zarar gorsun, yazik.
Aslinda bu kadar kotu de bakmamak lazim, her seye ragmen, ne kadar sevmis, ne kadar sogutulmus, tiksindirilmis ve uzaklasmis olursan ol, yine de sevebilme kapasitesine sahip turleriz, egolarimizi pek tatmin etmese de bu herkesin sevdigi tek kisi olma arzusunun her seferinde kayitsizca cokusu, yine de bir kisiyi sevmek her seyi unutturabiliyor, cunku dogamiz bencil, dogamiz acimasiz biraz, bu sefer nasil olacak acaba diye bekliyor aklimin odalarindaki seyirciler sabirsizca, her seferinde yine umut dolu, hayatin yogunlastirilmis halini avucunun icinde tutmak gibi, superman olmak lazim bazen, hem yaz da gelmis, demek ki bu bitmeyecek bir donguymus, nasil da yeniden avare eden.
Isiklar nasil da parliyor geceleri, gunesin battigi yerde, cunku gece gelmiyor, gunduz bitmiyor, her saniye yanip yanip kavrularak izler birakiyor bu dongude. Sakin ol, ve hatta tadini cikar cekingen opmelerin, korkak dokunuslarin, titrek nefeslerdeki sozlerin, bundan ote kac sey var ki hayatta? Gecmisin tum pisligi, gelecegin belirsiz yeniliginde kaybolup giderken, el salliyorum hayata, gomlegi soyulurken ilik tenlerin, ihtimalin sicak teni degiyor bedenime, ates bocekleri, kayitsiz ucuslar ve atmosferde salinarak kaybolana kadar, yaz yine gulumsetmeyi basariyor, cunku sevgili, arsiz ihtimal cisimleserek duruyor tam onumde.
Mfö - ne bileyim ben
Yükleyen kartalgoz_1903. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!
Soyle de bir sey var tabi, bu dongu buyuk oranda ozguven eksikligiyle alakali, degersizligin boyutu arttikca aldatmanin da tadi kacinilmaz oluyor, ya da uzun iliskinin hemen sonrasinda bile, saatler sonra birini operken titreten bir heyecan duyabiliyorsun, geride kalan birileri oluyor diye bir aldanma icinde olsak da aslinda herkes sadece bildikleri kadariyla bu dongunun icine yerlestirebiliyor kendini, yani az bilmek sadece geride kalan birileri oldugu sanrisini yaratiyor, halbuki kimse kalmiyor geride, sadece bilinmiyor neler oldugu. Ya da en basitinden iliski sonrasi doneminde yasanan bir sey bazilarinin egosunu sisirip, kendilerini sevmelerine, ozguven kazanmalarina sebep oluyor, olsun oyleleri de var dunyada, ya da karsidaki insan bir sey yapsa da kendimi iyi hissetsem insanlari, vicdanlari rahatlatma cabalari, cocukluk sanrilari cogu zaman...
Yuksek Okceler'im olsun isterdim bu yuzden, ya da herkesin olsun Yuksek Okceler'i ki, zaten iki gun sonra unutulup gidecek bedenleri daha kolay akintiya birakabilelim ya da ne bileyim o bedenler minumum zarar gorsun, yazik.
Aslinda bu kadar kotu de bakmamak lazim, her seye ragmen, ne kadar sevmis, ne kadar sogutulmus, tiksindirilmis ve uzaklasmis olursan ol, yine de sevebilme kapasitesine sahip turleriz, egolarimizi pek tatmin etmese de bu herkesin sevdigi tek kisi olma arzusunun her seferinde kayitsizca cokusu, yine de bir kisiyi sevmek her seyi unutturabiliyor, cunku dogamiz bencil, dogamiz acimasiz biraz, bu sefer nasil olacak acaba diye bekliyor aklimin odalarindaki seyirciler sabirsizca, her seferinde yine umut dolu, hayatin yogunlastirilmis halini avucunun icinde tutmak gibi, superman olmak lazim bazen, hem yaz da gelmis, demek ki bu bitmeyecek bir donguymus, nasil da yeniden avare eden.
Isiklar nasil da parliyor geceleri, gunesin battigi yerde, cunku gece gelmiyor, gunduz bitmiyor, her saniye yanip yanip kavrularak izler birakiyor bu dongude. Sakin ol, ve hatta tadini cikar cekingen opmelerin, korkak dokunuslarin, titrek nefeslerdeki sozlerin, bundan ote kac sey var ki hayatta? Gecmisin tum pisligi, gelecegin belirsiz yeniliginde kaybolup giderken, el salliyorum hayata, gomlegi soyulurken ilik tenlerin, ihtimalin sicak teni degiyor bedenime, ates bocekleri, kayitsiz ucuslar ve atmosferde salinarak kaybolana kadar, yaz yine gulumsetmeyi basariyor, cunku sevgili, arsiz ihtimal cisimleserek duruyor tam onumde.
Mfö - ne bileyim ben
Yükleyen kartalgoz_1903. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!
Etiketler:
ankara,
mfo,
ne bileyim ben,
superman olmak lazim bazen
30 Aralık 2009 Çarşamba
Gunessiz gibi
Sabahin altisinda, henuz aydinlanmamisken kis gunu, sehrin cok disinda, genis ve bos bir yolda direksiyonun basinda gezinirken bir sarki calmaya baslar radyoda, nasilsa daha once hic duymadigin ya da yeteri kadar anlayamadigin ama bilindik bir sarkidir. O ana denk gelen duygularin ve sizofreniye sinir komsusu suphesiciligin sana bir seyler soyler durur, acliktan agriyan miden, stresten ve gerilim dolu varligindan kaynakli bomboklugundan asit firtinalari koparken icinde, yine de umursamadan bir sarki elini sigaraya uzattirir, o el gider bulur o sigarayi ve yakar tam da bu sarki calarken.
Bu sehirde olmayan deniz masmavidir, burada okunmayan siirler umutlu, soylenmeyen sarkilar neseli, anlatilmayan masallar yaz gunu aksami gibi kirmizidir, icini isindirir insanin. Ama iste...
Ama iste bu sehirde insan kendini anlamsiz bir sekilde yapayalniz hissedip, sabahin korunde bir sarkiyla midesine kramplar girerek sigara icip, beyin agrisiyla kivranirken uyumak icin olmayan goklere dua etmeye baslar, ama neyse...
ama insan uyumaz iste bazen, dusunur, dusundukce usur ve usudukce kuculur, buzulur, yok olur ve bir sehri niye sevmedigini hatirlayip kalan gunlerini saymaya baslar, nefes almak icin, sadece nefes almak icin yoksa deniz masmavi, masallar sicak olacak diye degil ama belki de,
belki de o da olur, ne de olsa
"uzme kendini umitsiz gibi" ya da uzme kendini gunessiz gibi.
Bir bok olur hayat devam eder, eder bir sekilde.
Ankara ise bir durak olmaktan oteye gecemeyecek kadar anlamsiz bir sehirdir, kimse durmaz burda ama ugrayip gecer, gecer, gecsin.
Bu sehirde olmayan deniz masmavidir, burada okunmayan siirler umutlu, soylenmeyen sarkilar neseli, anlatilmayan masallar yaz gunu aksami gibi kirmizidir, icini isindirir insanin. Ama iste...
Ama iste bu sehirde insan kendini anlamsiz bir sekilde yapayalniz hissedip, sabahin korunde bir sarkiyla midesine kramplar girerek sigara icip, beyin agrisiyla kivranirken uyumak icin olmayan goklere dua etmeye baslar, ama neyse...
ama insan uyumaz iste bazen, dusunur, dusundukce usur ve usudukce kuculur, buzulur, yok olur ve bir sehri niye sevmedigini hatirlayip kalan gunlerini saymaya baslar, nefes almak icin, sadece nefes almak icin yoksa deniz masmavi, masallar sicak olacak diye degil ama belki de,
belki de o da olur, ne de olsa
"uzme kendini umitsiz gibi" ya da uzme kendini gunessiz gibi.
Bir bok olur hayat devam eder, eder bir sekilde.
Ankara ise bir durak olmaktan oteye gecemeyecek kadar anlamsiz bir sehirdir, kimse durmaz burda ama ugrayip gecer, gecer, gecsin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)