- Iyi ki varsin hayatimda, ya da iyi ki tanimisim bir sekilde seni. Istanbul'a adim attiktan uc gun sonra hayatimda hic hissetmedigim kadar yorgunken hic yorgun degilmisim gibi iyi ki senle gezmisim sokaklarini sehrin, o gece sana seni bir daha gormek istedigimi iyi ki soylemisim. Isin ozu iyi ki hayatimdasin, biliyorum, baska turlu de mutlu olabilirdim, baska insanlarla da mutlu olabilirdim ama seninle yasadigim mutlulugu hic tanimamis olurdum sen olmasaydin hayatimda. Isin en korkunc kismi da yasamasaydim eger bu mutlulugu, zaten bilmiyor olacaktim tadini, bilmeden kacip gitmis bir sey gibi gizli sakli olacakti, haberim bile olmadan. Ama dedigim gibi, iyi ki, o sinir bozucu hallerinde bile, kafandan ne gectigini cozemedigim zamanlarda bile, ya da beni anlamayip, uzdugun zamanlara ragmen, iyi ki o role sen sahipsin.
Ve biliyorum, senle yasadiklarim icin pisman olmayacagim hic, daha oncekiler icin de olmadim belki ama, bunu bitmeden ilk defa soyleyebiliyorum.
6 Şubat 2011 Pazar
5 Şubat 2011 Cumartesi
bir tanim ve bir suru ornek
Insanoglu tanim yapmaya meyilli bir mahlukat, her nesnenin, olayin, duygunun tanimini yapip, o tanimdan yola cikarak ornek bulma ugrasi o kadar yerlesik bir takinti ya da ihtiyac.
- Asik misin o'na? diye soruyor arkadaslarim.
- Korkuyorum, ya da mutluyum diye cevapliyorum.
Biri o korkunun zaten askin ta kendisi oldugunu, digeri de mutlulugun asktan dogdugunu soyluyor bana. Ben belki korkup belki cekinip evet asigim demiyorum ama icimden biliyorum, onu gormeden gecirdigim gunler hayatimin kucuk bir kutuya sikisir gibi oldugunu, onunla bulusacagim zaman dilimlerini iple cektigimi, gozlerimin icine baktigi anlarda, o kisacik saniyelerde icimde bir seylerin titredigini, gunleri, haftalari, ve gelecegimi ve gecmisimi onun suzgecinden gecirip degerlendirdigimi, en onemlisi belki de onun icinde oldugu bir suru hayal kurdugumu.
Askin tanimini yanlis biliyoruz diyor bir arkadasim, illa aci cekip, sirilsiklam kederlere gark olmakmis gibi ogrettiler bize diyor. Katiliyorum ona cunku ask koltuga uzanip o gogsume basini koymusken televizyonda herhangi bir seyi izlemek, o herhangi bir seyi izlerken onun aniden elimi bulup tutmasi demek gibi geliyor artik. Cok kolay ve basit bir tanim veriyorum artik bu en onemli duyguma. Bir gelecek hayal edebiliyor muyum diye soruyorum kendime. Cevabini biliyorum ve korkuyorum. Bunun tanimini vermeye gerek yok iste.
- Asik misin o'na? diye soruyor arkadaslarim.
- Korkuyorum, ya da mutluyum diye cevapliyorum.
Biri o korkunun zaten askin ta kendisi oldugunu, digeri de mutlulugun asktan dogdugunu soyluyor bana. Ben belki korkup belki cekinip evet asigim demiyorum ama icimden biliyorum, onu gormeden gecirdigim gunler hayatimin kucuk bir kutuya sikisir gibi oldugunu, onunla bulusacagim zaman dilimlerini iple cektigimi, gozlerimin icine baktigi anlarda, o kisacik saniyelerde icimde bir seylerin titredigini, gunleri, haftalari, ve gelecegimi ve gecmisimi onun suzgecinden gecirip degerlendirdigimi, en onemlisi belki de onun icinde oldugu bir suru hayal kurdugumu.
The Presets - This Boy's In Love from Modular People on Vimeo.
Askin tanimini yanlis biliyoruz diyor bir arkadasim, illa aci cekip, sirilsiklam kederlere gark olmakmis gibi ogrettiler bize diyor. Katiliyorum ona cunku ask koltuga uzanip o gogsume basini koymusken televizyonda herhangi bir seyi izlemek, o herhangi bir seyi izlerken onun aniden elimi bulup tutmasi demek gibi geliyor artik. Cok kolay ve basit bir tanim veriyorum artik bu en onemli duyguma. Bir gelecek hayal edebiliyor muyum diye soruyorum kendime. Cevabini biliyorum ve korkuyorum. Bunun tanimini vermeye gerek yok iste.
Etiketler:
kalbim egede kaldi,
the presets,
this boy's in love
25 Ocak 2011 Salı
zamanlamalar
Kendi kararlarimi almaya baslayip burnumun dikine gitmeye karar verdigim gunden beri hayatimdaki zamanlamalarin ulvi garipligine sasirip duruyorum. Kucuk bir cocukken de benim istedigimden cok seker atildi cayima diye krize girebilen bir varlikken bugun bulundugum nokta aslinda gayet olgun ve uysal bir karakter ciziyor aynada. Her halukarda evrende bir hareketlenme var, bilmiyorum artik kendime guvenip istedigimi yapmak icin her seyi karsima almaya cesaret gosterebildigim icin midir, yoksa gizli bir el mi, gayet umutla bakabiliyorum hayata, ustelik icimden bir ses 'panik, panik, panik' diye fisildayadursa bile.
Nina Simone - Just in Time
Nina Simone - Just in Time
16 Ocak 2011 Pazar
i believe
Hayatimin her doneminde belki de farkli seylere inanip durdum, inandiklarimdan sarsilmaz bir tutkuyla eminken yeri geldi tamamen sirtimi dondum olana, bitene, inandiklarima. Sevmedigim huylarimin yaninda her seyi mubah kilan ve aslinda icgudusel olarak dogruyu secmemi saglayan garip bir evrimsel ozelligim var sanirim. Sezgilerime hep guvendim, bu konuda hep ukalaydim, hic yanilmadim cunku.
O kadar inandigim seyden geriye kalan belki de bu sezgi gucunden baska bir sey degil ama onun sayesinde yeni seylere inanma cesaretini de gosteriyorum hicbir seyi umursamadan. Yillar oncesinin beni ben degil, simdiki ben karsimda oturup bana gulumseyen bir sesi cikmaz degil.
Kendimi ilk defa oldugum gibi biraktim bu sefer sevdigim icin, icgudulerime guvenip de yapiyorum bunu, her zaman bir korku arkadan arada bir uyari veriyor ama, hayal ettigim gibi hissediyorum yavas yavas. Bir cocuk gibi dusler kurdugum zamanlarda umdugum seyler karsima cikiyor aniden.
Aslinda en buyuk korku simdi basliyor, cunku gercekten yasamaya basliyorum, istediklerimi yapmak icin caba sarfediyorum ve sonuclarina olan guvenle, hayal kirikligi ihtimalinin cikmazindan ates basabiliyor vucudumu.
Her halukarda, inaniyorum sanirim, ustelik olmasa bile, inaniyorum bir sekilde iste, bu inanc gitmeyecek sanirim.
Etiketler:
i believe,
kalbim egede kaldi,
stevi wonder
11 Ocak 2011 Salı
pat pat
Uzun suredir buralara ugramamis olmanin verdigi saskinligi ve oryantosyon eksikligini yasamiyor degilim, ama her halukarda baslamak lazim bir yerden.
Ne oluyor hayatimda diye sormadan gecirdigim biraz deli biraz hayal urunu biraz da sihir serpilmis zaman diliminden an itibariyle ciktim sanirim, gerceklik sert ve buyuk bir dalga gibi genzime kacti aniden, tuzu bogazimi yakip gozlerimi kismama sebep oldu.
Hayatta en cok arzuladigim seylerden birinin tutarlilik, yani aslinda pratikte aynilik, oldugunu ogrenmis olmanin verdigi olgunlukla uyaniyorum bazen. Bu beni hem sasirtiyor hem de biraz korkutuyor, su saniye bu karmasiklikla alip basimi gidesim geliyor bilmedigim yerlere. Neyse ki bu sehirde bilmedigim yerlere gitmenin bile imkani yok ruh halimin pusulasina gore.
Kafamin icinde hosuma gitmeyen seyler oluyor isin ozu.
Ama sanirim ucup ucup aniden yere cakilmak bir doga kanunu, yere cakilmak olmasaydi ucmak da olmazdi zaten.
Ne oluyor hayatimda diye sormadan gecirdigim biraz deli biraz hayal urunu biraz da sihir serpilmis zaman diliminden an itibariyle ciktim sanirim, gerceklik sert ve buyuk bir dalga gibi genzime kacti aniden, tuzu bogazimi yakip gozlerimi kismama sebep oldu.
Hayatta en cok arzuladigim seylerden birinin tutarlilik, yani aslinda pratikte aynilik, oldugunu ogrenmis olmanin verdigi olgunlukla uyaniyorum bazen. Bu beni hem sasirtiyor hem de biraz korkutuyor, su saniye bu karmasiklikla alip basimi gidesim geliyor bilmedigim yerlere. Neyse ki bu sehirde bilmedigim yerlere gitmenin bile imkani yok ruh halimin pusulasina gore.
Kafamin icinde hosuma gitmeyen seyler oluyor isin ozu.
Ama sanirim ucup ucup aniden yere cakilmak bir doga kanunu, yere cakilmak olmasaydi ucmak da olmazdi zaten.
6 Aralık 2010 Pazartesi
home is where your heart is
Sabah uyaniyorum, gece uyuyorum bazen. Acikinca yemek bile yiyorum, sigarayi cogalttim fark etmeden. Yururken yorulsam da lanet etmeden hicbir seye varabiliyorum eve. Arada bir balik kokularina kanip yonumu sasiriyorum, hayat bilindik, tahmin edildigi gibi.
Telefonum titriyor arada bir, gozum kaciyor karsimdaki fotografa, siyah kemik cercevenin arasindan gorunen badem gozlerine birinin.
Sabah isime gidiyorum, uyanip kahvaltimi yaptiktan, denize bir goz atip, biraz miyavladiktan sonra yollarda kosturuyorum. Aslinda gecikiyorum neredeyse her gun ama farkina bile varamiyorum, insanlarin hepsi mi sakin bu sehirde benim gibi? Herkesin icinde garip bir buyulu sarki mi caliyor durmadan? Kor oluyorum, yavas yavas.
Aslinda gozum kaymiyor, bilerek buluyor istedigini.
Aksamlari bazen yalniz kaliyorum, bir yerlerde biri durmadan piyana caliyor, puslu bir plak gibi bir ses dolaniyor etrafta. Yillarca beklemenin verdigi bir saskinlikla belki de daha cocukken hayal ettigim bir ruyaya uyudugumun farkina daha yeni yeni variyorum.
Hayat beklendigi gibi, rutinleri devam ediyor her gun ve biraz daha cok seviyorum ben her gecen saniye izin verdigi surece. Bir sarki hediye ediyor o bana, alip sariliyorum hediyeme, uyumak istemiyorum boyle hissedince, uyumak zaman kaybi gibi geliyor, sanki uykuya ihtiyac duymadan da yasayabilirmisim gibi geliyor. Aklim yerinden tasinip gidiyor bir yerlere, yavas yavas.
Eger bir gercekligi varsa bu yasadigimiz hayatin, ona bir kadeh kaldiriyorum hayali.
Ruyalardan uyanip da karsisinda dunyanin her seyine bedel bir gulumseme gorurse eger, o kadeh havada asili kaliyor.
Kadehimden bir yudum cay iciyorum bu gece, iki kisilik bir cay hazirlamis iklimin degisimi.
Ama en guzeli, bazi hikayeler basindan inandiriyor seni bitmeyecegine.
O romani yaziyorum artik, iki kisilik bir gece ruyasi.
Telefonum titriyor arada bir, gozum kaciyor karsimdaki fotografa, siyah kemik cercevenin arasindan gorunen badem gozlerine birinin.
Sabah isime gidiyorum, uyanip kahvaltimi yaptiktan, denize bir goz atip, biraz miyavladiktan sonra yollarda kosturuyorum. Aslinda gecikiyorum neredeyse her gun ama farkina bile varamiyorum, insanlarin hepsi mi sakin bu sehirde benim gibi? Herkesin icinde garip bir buyulu sarki mi caliyor durmadan? Kor oluyorum, yavas yavas.
Aslinda gozum kaymiyor, bilerek buluyor istedigini.
Aksamlari bazen yalniz kaliyorum, bir yerlerde biri durmadan piyana caliyor, puslu bir plak gibi bir ses dolaniyor etrafta. Yillarca beklemenin verdigi bir saskinlikla belki de daha cocukken hayal ettigim bir ruyaya uyudugumun farkina daha yeni yeni variyorum.
Hayat beklendigi gibi, rutinleri devam ediyor her gun ve biraz daha cok seviyorum ben her gecen saniye izin verdigi surece. Bir sarki hediye ediyor o bana, alip sariliyorum hediyeme, uyumak istemiyorum boyle hissedince, uyumak zaman kaybi gibi geliyor, sanki uykuya ihtiyac duymadan da yasayabilirmisim gibi geliyor. Aklim yerinden tasinip gidiyor bir yerlere, yavas yavas.
Eger bir gercekligi varsa bu yasadigimiz hayatin, ona bir kadeh kaldiriyorum hayali.
Ruyalardan uyanip da karsisinda dunyanin her seyine bedel bir gulumseme gorurse eger, o kadeh havada asili kaliyor.
Kadehimden bir yudum cay iciyorum bu gece, iki kisilik bir cay hazirlamis iklimin degisimi.
Ama en guzeli, bazi hikayeler basindan inandiriyor seni bitmeyecegine.
O romani yaziyorum artik, iki kisilik bir gece ruyasi.
Etiketler:
istanbul,
kalbim egede kaldi,
pink martini,
tea for two
24 Kasım 2010 Çarşamba
and this old world is a new world and a bold world for me
Su sarkinin bu blogta bir gun kullanilabilecegi fikri aklimin ucundan gecmek bir kenara dursun, bir ihtimal bile degildi o'nu taniyana kadar. Ask hos gelmis semtime.
Etiketler:
feeling good,
istanbul,
kalbim egede kaldi,
nina simone
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)