istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2012 Pazartesi

i wanna go to marz - dogru diyorsun necati

Soyle alalim:



Iyilesmek: (nsz) 1. İyi duruma gelmek: Hava iyileşti. 2. Hastalıktan kurtulmak, sağlığı yerine gelmek, salah bulmak: “İyileşmek için en küçük bir gayret göstermiyorsun. -N. Cumalı.

Fernweh ile anlatilabilen duygunun tarifsizligiyle basliyorum.

Zaman kendi icinde ilginc bir donguye sahip, bazen hizlandikca haber vermiyor, yavasladikca izin vermiyor. Insan kendi hizini bilemeden de gayet cabalayip durabiliyor hayatindaki her sey icin. Bazen istemiyor cabalamayi, birakmayi, iyilesmeyi. Buyudukce sanirim bazi yaralarin iyilesmesine gerek olmadigina karar verebiliyor zat-i muhterem. O kisi ki her seyi bildigini zannettigi surec boyunca en cok bilmesi gereken seyi, aslinda bilmesinin zamanin gecis dengesine etki edemeyecegini bilemiyor. Kelimeler birbirine carpip duruyor beyninde belki, zamanin nasil gececegini ve neler hediye edip alabilecegini bilemiyor insan. Imkansiz bir hikayenin baslangici her an. O hikaye zamanin basindan beri bildigimiz hem de surprizlerini bir turlu onceden kestiremedigimiz bir donguye benziyor. Aslinda yasarken ya da yasadiktan sonra o kadar cok olagan gelen yasadigimiz o kadar duygu kendi icinde ve kendine has bir sekilde ne kadar buyuk dalgalanmalar yaratiyor varligimizda. Bazen kendi icimizde bazen de disimizda bir oluk olusturup biriktirebiliyor saskinligimizi.

Bogazim agriyor iyilesecegimi biliyorum. Uykum geliyor, gececeginden eminim. Dile getirmedigimiz bir yemin gibi salt yasamaya devam etmemiz iyilesmeye duydugumuz gizli inancin ne kadar kuvvetli ve her histen daha etkin oldugunun tarifsiz kaniti. Ama iyilesene kadar bilemiyor insan tam olarak ne hissedeceigini yine de. Insanin en buyuk gucu umut edebilmesidir sadece hayatta kalmayi secmesinden yola cikarsak. Insan denen nefes almayi bilincsiz bir refleks olarak gerceklestirmesine ragmen, nefes almamayi bilerek ve isteyerek secebilir. Yasamaktan cok olmek ustunde guc sahibi, yok olmak, var olmamak uzerinde soz sahibi. Bunun verdigi gucle belki de insan hep inaniyor, her zaman biliyor iyilesecegine sadece zaman gerekiyor, bol zaman, az zaman, gel zaman git zaman. Bir anda kanvas gerginliginde bekleyen beyaz ve berrak bilincin gozlerinden suzulerek aciliyor karsinda ve fark ediyorsun sonunda. Mars'a gitmeyi, yesil nehirler gormeyi, olmayacagina herkesin inandigi ve inandirildigi her seyin olabilecegine inandigini goruyorsun ya da toplum icindeki yaygin soylenis sekliyle iyilestigini, zaman ne de olsa her seyin ilaci olmayi ister istemez kabul ediyor.

ps. bir sarki nelere kadirdir, bazen hic tahmin edemedigimiz bircok seye. John Grant bir insanin basina gelebilecek en guzel seylerden biri, muzigi bir nevi ilahi.

25 Ocak 2011 Salı

zamanlamalar

Kendi kararlarimi almaya baslayip burnumun dikine gitmeye karar verdigim gunden beri hayatimdaki zamanlamalarin ulvi garipligine sasirip duruyorum. Kucuk bir cocukken de benim istedigimden cok seker atildi cayima diye krize girebilen bir varlikken bugun bulundugum nokta aslinda gayet olgun ve uysal bir karakter ciziyor aynada. Her halukarda evrende bir hareketlenme var, bilmiyorum artik kendime guvenip istedigimi yapmak icin her seyi karsima almaya cesaret gosterebildigim icin midir, yoksa gizli bir el mi, gayet umutla bakabiliyorum hayata, ustelik icimden bir ses 'panik, panik, panik' diye fisildayadursa bile.

Nina Simone - Just in Time

6 Aralık 2010 Pazartesi

home is where your heart is

Sabah uyaniyorum, gece uyuyorum bazen. Acikinca yemek bile yiyorum, sigarayi cogalttim fark etmeden. Yururken yorulsam da lanet etmeden hicbir seye varabiliyorum eve. Arada bir balik kokularina kanip yonumu sasiriyorum, hayat bilindik, tahmin edildigi gibi.

Telefonum titriyor arada bir, gozum kaciyor karsimdaki fotografa, siyah kemik cercevenin arasindan gorunen badem gozlerine birinin.

Sabah isime gidiyorum, uyanip kahvaltimi yaptiktan, denize bir goz atip, biraz miyavladiktan sonra yollarda kosturuyorum. Aslinda gecikiyorum neredeyse her gun ama farkina bile varamiyorum, insanlarin hepsi mi sakin bu sehirde benim gibi? Herkesin icinde garip bir buyulu sarki mi caliyor durmadan? Kor oluyorum, yavas yavas.

Aslinda gozum kaymiyor, bilerek buluyor istedigini.

Aksamlari bazen yalniz kaliyorum, bir yerlerde biri durmadan piyana caliyor, puslu bir plak gibi bir ses dolaniyor etrafta. Yillarca beklemenin verdigi bir saskinlikla belki de daha cocukken hayal ettigim bir ruyaya uyudugumun farkina daha yeni yeni variyorum.

Hayat beklendigi gibi, rutinleri devam ediyor her gun ve biraz daha cok seviyorum ben her gecen saniye izin verdigi surece. Bir sarki hediye ediyor o bana, alip sariliyorum hediyeme, uyumak istemiyorum boyle hissedince, uyumak zaman kaybi gibi geliyor, sanki uykuya ihtiyac duymadan da yasayabilirmisim gibi geliyor. Aklim yerinden tasinip gidiyor bir yerlere, yavas yavas.

Eger bir gercekligi varsa bu yasadigimiz hayatin, ona bir kadeh kaldiriyorum hayali.

Ruyalardan uyanip da karsisinda dunyanin her seyine bedel bir gulumseme gorurse eger, o kadeh havada asili kaliyor.

Kadehimden bir yudum cay iciyorum bu gece, iki kisilik bir cay hazirlamis iklimin degisimi.


Ama en guzeli, bazi hikayeler basindan inandiriyor seni bitmeyecegine.

O romani yaziyorum artik, iki kisilik bir gece ruyasi.

24 Kasım 2010 Çarşamba

and this old world is a new world and a bold world for me

Su sarkinin bu blogta bir gun kullanilabilecegi fikri aklimin ucundan gecmek bir kenara dursun, bir ihtimal bile degildi o'nu taniyana kadar. Ask hos gelmis semtime.

21 Kasım 2010 Pazar

soon is now!

Morrissey sormustu ben tekrarladim, sanirim ilk defa cevap verebiliyorum bu kadar net 7 saatin ardindan, soon was today, so soon is now, soon is everything from now on.

'i know that i love you through the hole in the sky'

20 Kasım 2010 Cumartesi

şeffaf çizdim ben zaten kendimi

Bir yil once Atina'nin sokaklarinda ibadet edermiscesine Birsen Tezer dinlerken aldigim zevkin yaninda paralel olarak hayal ettigim bir sey vardi. Bugun onu yaptim, Birsen Tezer'le yurudum sokaklarinda Istanbul'un. Tek eksik kaldi, o da su saniyelerde ucagindan inmis geliyormus, sonra her sey yerli yerinde, her sey bir ahenkte olacak sanki, o kadar iyi bir tablo ki, 'korkuyorum anne!'


Birsen Tezer - Çal Kapımı
Yükleyen muzikgazetesi. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

sonra bir ev boyadım sana
kapısı mavi, zili deniz
içinde yaşasak ikimiz

17 Kasım 2010 Çarşamba

elimi avucuna al, sevgilim, zihinlerimizde bir kivilcim var

Bir senenden az biraz zaman once bir karar vermistim, kararima ortak olan insanlar vardi hayatimda, gozlerinin ici gulen duyunca dediklerimi. Birkac kayip verdik zamanla, olsun.

Bir seneden az bir zaman once bir sabah uyandigimda karar vermistim artik nereye gidecegime, hep aradigim yer, benim en azindan istedigimde gidebilecegim o yer neresiydi?

Eninde sonunda bu hikayenin devami o sehre kayacakti, bunu daha 15 yasimdayken biliyordum.

Artik gitme zamani, ya da geri donus mu demek lazim cunku asil yolculuk geri donustur der bazilari.



Genel Ahlaksiz exclusive The Rumour Said Fire'dan The Balcony gelsin, heyecanli ve umutlu, siirsel melodi.

15 Kasım 2010 Pazartesi

haberim olmadan hayal ettigim dusler

O: Seninle konustugumda sanki bi film izliyormusum gibi, senin hayatindaki ivedi degisiklikleri seyrediyorum ve bundan keyif aliyorum; an be an her seye tanik oluyormusum gibi.

Ben: Ama su son bir ayda her seye tanik oldun hakkaten. (Icsesim: Yerim!)


Yakinda dilim acilip, parmaklarim tuslara deli gibi basacaktir. Son gunlerde durmadan guzel haberler alip, guzel tesaduflerle, hayal edip de haberimin olmadigi olaylari yasiyor, insanlari taniyor olusum benim bayramim, tabiri caizse, ruh halimi donusturup bir sarki yapacak olsaydi kader saban bajramovic'in bu sarkisi olurdu saniyorum. Bayrama inanmiyorum ama bir kutlama var!

8 Kasım 2010 Pazartesi

iste kalk gel, aralik'ta soguyacak bak hava

derse biri sana, kelime yetmez, cumle kurulmaz bu gece.

22 Ekim 2010 Cuma

dinlenme tesisi mola kafasi

Zat-i muhterem bir arkadas, kacamak ask, kaybolmus bir ihtimal boyle bir laf etmisti bir gun sabahin altisinda elimizde posetlerle yururken. Kahveyi yudumlarken demistik, saat 2 ve 6 arasinda sabaha karsi, uzun bir otobus yolculugundasin ve bir dinlenme tesisinde mola veriyorsun, yorgunsun, uykulusun ama canin sigara da icmek istiyor, belli olmaz tost bile yersin yaninda cay icersin, her neyse, o otobusten indigin ilk andaki kafa iste bahsi gecen kafa, dinlenme tesisi mola kafasi. Her sey birbirine girer oyle hallerde, kimsenin konusasi kalmaz, ama bi' seyler gelir aklina durmadan, unuttugun her bir bok aslinda o an toplanip hatirlatir kendini. Bir de gidisin yeni bir yerin telasiyla karisiksa tamamen degisir duygular, hatta karisir.

Kenarda bir ay oncesinde yazdigim bir 'gidiyorum' yazisi vardi, ama bir ayda yine dunyanin olayini yasayip, dunyanin kararini alip o yazdiklarimdan uzaklasmisim. O kafa bir aydinlanmaya da sebep oluyor bazen. Erken ozet gecmisim gecen yil icin aslinda, o zamandan beri bir yillik malzeme yine cikti ne de olsa. Neyse.

Yeni kitadan once son cikis.

Insan denen mahlukatin beni hep sasirtan bir mekanizmasi var. Ondan da ote, insanligin yasadiklarinin bir duzende islemedigine inanmama ragmen, her seyin bir sebebi olabilecegine olan celiskili bir inancim da var.

Hayatta bir takim tesadufler sadece gerceklestikleri zaman varliklarini hissettiriyorlar insana, gerceklesmeseler zaten hic haberimiz olmazdi ama bir sekilde gerceklesiyorlar, hic ummadigin bir zamanlamayla beklemedigin bir seyler oluyor, surpriz bir sekilde biri cikiyor mesela karsina, asik oluyorsun aniden, ya da hayatinin askini bulman aslinda bir otobusu yarim saniyeyle kacirmanla gerceklesiyor. Tanidik hikaye degil mi? Ama durmadan gerceklesiyor. Sorularim da birikip duruyor benim.

Mesela niye durmadan 500 days of summer gosteriliyor her bindigim ulasim aracinda? Ya da niye ayaklarim durmazken yerinde asik oluyor insanlar bana? Ama en buyuk aydinlanmasi bu kafanin aslinda o filmi izlerken hep yanlis insanla kendimi ozdeslestirdigimi fark etmem. Ben kendimi Tom zannederken aslinda bildigin Summer'misim, basindan sonuna kadar kendimi gordum de sasirdim bu sefer. Olayin guzel kismi aslinda kendi gecmisimdeki bircok seyin de bu vesileyle aydinliga kavusup, berraklasmasi, bir nevi nirvana.

Bu nirvanaya tabi ki yine bir yerlere gidiyor olma durumu, kafasi da etki etmis olacaktir suphesiz. Iki yil sonra yine mekan degistiriyorum, artik yolculuk etmekten bildigin tiksinmis olsam da heyecanlanmadan edemiyorum. Celiskiler yumagi.

Bu yazinin asil demek istedigi aslinda su olacakti.

Hayatta ne kadar plan, program, arzu, istek, hayal, emek olursa olsun gunun birinde aslinda onceden hic tahmin etmedigin, planlamadigin, beklemedigin bir gelisme, bir dusunce, bir karar vucut bulabiliyor aniden. Herkes icin gecerli bir sey degil suphesiz ama boyle anlar var benim hayatimda. Oyle anlar ki tum gecmisini unutturup yarinin ne kadar guzel bir gercek olduguna inandiriyor seni. Oyle kararlar ki kendi kendine bile itiraf edemedigin cesaret ornekleri gerektiriyor. Oyle olaylar ki hayati anlamli kilip zihninde guzel bir melodiyle bir ruya bahcesinde, arzuladigin tenle uykuya daldirma rahatligi verebiliyor. Sanirim hayati katlanilabilir kilan yegane seylerden biri de bu bircok insan icin, tahmin edilemezligi, planlanamazligi, surprizleri.



Bu kafaya da ne dedigini anlamadigin ama deli gibi sevdigin bir sarki gidebilir zaten.

29 Eylül 2010 Çarşamba

gizli tuttum

Bir hikaye yazasim geldi, bir haftalik bir senaryo belki, icinde gecmisimden sectigim tek bir sey olsun mesela, sariya bulanmis saclari olan cilli bir cocuk ciksin karsima genis bir caddede, gozlerini kisarak gulumsesin. Bunun bir ruya oldugunu anlayip uyansam kan ter icinde, gozlerimi actigimda tam da yanimda sari-beyaz teninden gunes sicrasin gozume, gozum kamassin da uykum aninda kaciversin odanin tavandaki camindan. Ten kavrulsa da, ates bassa gunle birlikte yataga, yansa her sey, ter bosalsa beyaz carsafa, usumeden titresek, kivransa zaman, uguldasa geceye yer vermek istemeyen gunun buyusu, Tanpinar'in anlattigi gibi bir golge dusse goguslerine, elim gezse uzerinde.

Yillar yili suregelen bir ruzgar vardi kucuk bir kasabada ben de kucukken. Hava karardiktan sonra cikip gelirdi sehre, o yuzden korkardik gunes saklanmaya basladikca ufukta, kosup giderdik evimize. Bazen de bir kafede oturup kalirdik onunla, ilk sigarami icirdigi gun gibi.

O kasabanin insanlari hep tek tipti, herkes hava kararmadan evine gider, ya televizyonun karsisina oturur ya akraba ziyaretlerinde cay icerdi. Kimisi gizli gizli raki ya da bira icerken, neredeyse herkesin elinde bir sigara vardi. Film Noir sahneleri gibi her evin tavaninda duman birikir, cocuklar farkinda olmadan bogulurdu, kadinlar suskun ya da kackin, erkeklerin yasadigi bir dunyaydi o. Cocuklar unutulmustu o kasabada, sadece yemek vakti ya da banyo vakti hatirlardi insanlar cocuklari. Onun disinda sokaklarin hep bir eglencesi, hep bahsettigi bir korkusu vardi cocuklar icin. Ama en kayiplari da ergenlige girmis yeniyetmeleriydi o kasabanin. Gece ruyalari yetmez, gunduz dusleri tatmin etmez hale o yaslarda geliyormus. Kimisinin kitaplari vardi belki.

Aslinda sadece ikimizin, hayallerimizi yazdigimiz kitaplarimiz vardi birbirimize durmadan verdigimiz, degis tokus edip konustugumuz. O kitaplarda buldugum bir buyu vardi, geceleri cikar gelirdi o buyu yanima ya da kis gunu hava yeterince karardiginda ve kardan goz gozu gormedigi zaman ciktigim sokaklarda bulurdum o buyuyu. O hengamenin icinde bir gun ciktigimda sokaga, karlara basa basa gezdigimde anlayamamistim yerimi dunyada, korkup da kacmistim kaldirimlardan, nefes nefese kalip onun yasadigi sokaklarin etrafinda gezmistim tum gun.

Tam da yuzume carptiginda ayaz, eve gitmek icin, ruzgardan kacmak icin artik cok gec oldugunu anlayan ben ne kosmaya guc bulabildim ne de istek. Ruzgar dolandi etrafima, oyun oynadi benimle, ilk once titretti bedenimi, sarsti ellerimi, korkuttu tum heybetiyle kararan gunle. Sokagin basindan gelen bir eski arabanin icinde tanidik bir yuz, camindan bildik bir melodi dolup tasti her yere.

Yillar sonra ayni melodi aniden doldu sehirlerime, semtlerime. Sokaklarimda insan kalmadi titrek bir sesin gucunden. Ben kimdim neydim, bu geceler, bu yasanmis yillar, her sabah uyandigimda aldigim nefes, cuzdanimda sakladigim vesikalik resmin, tum acilar, tum pismanliklar, her gulumsedigim saniye, beni mutlu ettigi her an, yasanabilmis ve yasanma ihtimali olan her turlu ruya ve hayal, her sokagin basi ve sonunda bekleyen golgelerim, telefonda gelen sesin, bekledigim aramalarin, telefonlar calinca hissettiklerim, yillar oncesinde bir piknikte senle gecirdigim gunum, pesi sira moralimin bozuk oldugunu anlayip anlamaya calistigin saniye, o anda dunyada, benim dunyamda bir seyler degisti, ses bozuldu, titredi, evlerin perdelerini cekti insanlar, hava isinip kararamadan kaldi aksamustu kasabanin ustunde.



Seneler gecip de araya bir suru yalan girdiginde bile, sen zannedip de koynuna sigindigim insanlardan bikip da yoluma devam ettigim anda cikip geliyor gecmisimiz karsima. Bazen sana olan askimin hic azalmadan devam edecegini dusunurdum, bazen nasil olsa gececek diye avuturdum kendimi, kimi zaman da kendiliginden azalir gibi olurdu yuzunun golgesi zihnimde. Hicbir sey tahmin ettigim gibi olmadi ama, seni sevmekten uzak kalamadim, hep daha farkli sevdim, durmadan degistim, durmadan degisti sevgim. Beni simdi bir turlu uzemiyor seni bu kadar istiyor olmak, sende kaybolup da her seyi unutma istegi hic rahatsiz etmiyor artik beni cunku tanimlayamiyorum yine senin yerini dunyamda. Hep orada olacagini biliyor olsam da durmadan degisen mahallelere tasiyorum seni sehrimde. Bazen unutup, bazen gozlerimin onune koyuyorum resmini.

Hic seni gormedigim bir sehirde karsima ciktiginda, o kucukken beni korkutan ruzgar esmeye basladi gecen gun. Ruzgar acimasizlik etmedi, dayanamadi icimdeki istege, fisildadi senin aklindan gecenleri de. Ama kesme ruzgar yuzumu, tenime aci veremedi bu sefer. O kasabanin ruzgari cikip da geldigi bu sehirde sadece tatli bir serinlik verdi cevreme, sigaralarimi ictikce, tenlerimiz degdikce bizi rahatlatan bir huzur.

Her hikaye bitmeye mahkum, ama bu bitmeyecek, bu sekil degistirip de kalacak yanimda, aklimda, odalarimda. O gecmisin sevdasi yerini huzurlu bir hatiraya donusturerek yaziliyor kisisel tarihime, isin ozeti iyi ki buna sahibim, iyi ki bu denli hissebilecek kadar insanim diye mutlu mesut veda edecegim ona, tam bir veda da degil belki ama uc, bes gunluk bir ruyanin bitisi belki. Yazdigim bir oykunun kisa ozeti, en fazla bir hafta surebilen senaryomun sonu. Zitliklarimi da alip gidebilirim sonucta, sevdikce de buyuyor icim, duslerim sayesinde hayata sarilip da ayrilabiliyorum sevdiklerimden. Her seye ragmen ve her sey icin sukran duydugumu bilsin istiyorum ama o da bende kalacak ki hikaye devam edebilsin, ki ben gulumsedigim zamanlarda onun resminin bulundugu cekmeceyi unutmayayim hic, ne de olsa en temiz sevgi, en yalansiz vurulma onda sakli, onun sayesindeydi.




----------------


Zeki Muren uclemesinin son halkasi; Zeki Muren Top 3'un ilk numarasi:

ahımı, hicranımı sakladım, gizli tuttum
gönlümü yıllar yılı hayalinle avuttum
o gençlik günlerimiz dönmez asla geriye
yazık ki dönse bile sevdayı unuttum

28 Eylül 2010 Salı

ne cikar bahtimizda

Kader kelimesiyle oynayip durdugum yaslarda sevdigim bir cocuk vardi karsimda, dunyanin en mutlu cocugu ben ayni zamanda en mutsuzuydum da o genclik zamanlarinda. Hayallerimde durmadan gozlerinin icine bakip bakip da titreyerek gulumsedigim adam, yuzundeki her cili birlestirip, noktalardan resimler cizdigim ruyalar, ona yazdigim kareli harita metod defterimin 80 sayfasi, kisa bir ozetidir dokuz yil onceki hayatimin. Gece herkes uyuduktan sonra dinledigim karisik kasetten uykum gelmezdi bir turlu, pencerinin disindan yansiyan sari sokak lambasinda yazdiklarim hep ona seslenirdi. Sonra bir sinir harbinde yaktim hepsini, hic hatirlamiyorum ne yazdigimi, gozumun onune gelmiyor ona anlattigim hikayeler. Simdi ev tasima telasi icindeyken actigim dosyalarimin icinde, kutularin kenarlarinda, kitaplarin sayfalarinda ona ait bir sey buluyorum hep. Sararmiyor bir turlu hatiralarimiz, kader denen sey de degismemekte israr ediyor. Bitmeyen bir hikaye gibi hep ayni tempoda devam ediyor, birbirimize itiraf edemedigimiz dusunceleri gozlerimizle anlatiyoruz. Soylesek de kurtulsak, itiraf edip de yasasak bekleneni diyoruz ama ne gerek var ki, bu hikaye hayatimin en guzel hikayesi simdilik, bahtimin en tatli hediyesi, ayni eve cikmayi teklif ettigi anda o mesela hala eriyebiliyor icimin ahalisi, bir kargasa cikiyor duygularimda ve evet diyorum kayitsizca. Evet ayni eve cikabiliriz ama simdi degil, gelecek sene dondugum zaman bu sehri ikimize ait kilmaya basladigimiz zaman, Huzur'u belki de son kez okumaya basladigim an. O zaman sarilip uyurum belki bir gece ona. O olmasa bile zaten hep onun hatiralariyla sevebildim sadece, onun hatiralariyla devam ettim digerlerine. Her sey ona gore, ona karsin, o gibiydi zaten.

Bana sunlari soyleyip durdu o yillarca, belki sesi yetmedi, belki melodiyi tam yakalayamadik ama hep inandirdi beni buna, hep bahtin oynanmaya hazir bir oyuncak gibi onumuzde bekledigine alistirdi benligimi.

aglama
olma mahsun
gulerek bak yarina
sanmaki guzelligin o ipek saclarina dokulen akla biter



Zeki Müren-böyle bir karasevda
Yükleyen noktasat. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaÅ�ayın!

25 Eylül 2010 Cumartesi

kucuk beyoglu'nda gezen bir takim elbise

Merhaba, beni taniyabildin mi? Gozun bir yerden isiriyor, bakislarindan onu anliyorum. Ama dur bir dakika, sen benden cok icimdekini daha iyi taniyor gibisin. Ben de tanidigimdir buyuk ihtimalle sana, kucuklugunden beri hep gordugun, bazen imrendigin, bazen korktugun, bazen arzuladigin bir seyimdir belki. Ama olsun, beni goremiyorsun su anda, hatta hic tanimamis gibisin daha onceden. Ama gozlerin icimdekine bakip duruyor, aklindan ne cok sey geciyor, gozlerin dalmak isterken dalamiyor sanki. Dudaklarin hareket ederken baska bir sey soylemeye gucun olsa diye dua ediyorsun ama hayir, oyle bir beklentin yok. Sahibimin karsisinda oturuyor olman bile senin icin mutluluk sebebi bu gece tipki daha onceden oldugu gibi. 4 yil olmus sanirim siz gorusmeyeli, 4 yildir ilk defa elleriniz birbirini hissedip, yanaklariniz surtunmus birbirine. Onun telasi ve sevinci icindesin, belli. Gozlerin gulumsemekten disariya dusecek ya da elin aniden sarilacak parmaklarina.

Sen konusmakta zorlanmiyorsun eskisi gibi, dudaklarindan cikan hikayeler, cumleler, kelimeler artik aklindan gecen duslerinden bagimsiz ve takilmadan da cikabiliyor disariya, degismissin. O hic degismemis ama, biraktigin gibi, hala cillerini gormek senin icini gidikliyor, hala bir basdonmesine sebep oluyor kisik gozlerinin gulumseten ruya hazzi. Dort yildir unutmaya calistigin bir yumruk donup dolasip cakiliyor midenin orta yerine, kucuklugunden beri sevdigin sey, elma sekerin, durmadan dokundugun benim ceperlerimin icinde.

Masanin altindan bacaklarinizin birbirine degdigini fark etmiyor gibi yapiyorsunuz ikiniz de, neredeyse ustuste duran tenlerinizin arasinda senin buz mavisi kotun, benim siyah kumasim var. Halbuki itiraf edebilsen hep onu benim icimde gormeyi arzuladigini. Ama simdi kiskaniyorsun, simdi onun tenini saran kaygan siyahligimdan nefret ederek bakiyorsun bana. Beyaz gomlege daha cok kindarsin, kol dugmelerine gozun takilip dururken kendine hakim olamayip istiyorsun. O da cikarip veriyor kol dugmesini sana, hic dusunmeden. Ama almak istemiyorsun, eskiden fotografini geri verdiginde hissettigin gibi bir endiseye mahal vermemek icin hemen veriyorsun kol dugmelerini ona geri. O da hatirliyor ayni aniyi, ama ictikce hepsi uzak bir hayal, gecmis dunden de ote bir eski pazar yeri, sevimli bir eskici.

Hayatta insan cok az kisiyi digerlerinden farkli seviyor eninde sonunda, ne olursa olsun, yillar birikip bir dagin arkasina saklanmis olsa da, her gecenin sabahinda uyanmalarda baska bir tende baska bir tat arasan da, bazi insanlar oyle bir yerlesiyor ki icine, oyle bir mekan sahibi edasi icinde semtlerini ele geciriyor ki, hic haberin olmadan kabul ediyorsun, sanki hikayenizi Tanpinar yasasaydi yazardi, o da bu sokaktan gecerdi eninde sonunda. Sen bunlari dusunurken o da belki ayni telden caliyor, cunku gozleri hep kisik gulumsemekten. Simdi bir fotografa saklanin ikiniz, cerceveletip assin bir arkadasiniz bir duvara, boyle bu gecedeki gibi kalin sonsuza dek. Benim siyahim solar belki zamanla, belki siyah bir takim elbise giydigi icin pisman olur sonra sahibim ama her seye ragmen ikiniz de gulumserken donar bu sahne, oyle yerlesir tarihe. Gece kiskanc, yildizlar senlenmis, deniz parildamaktan kudurmus, sabah olmasin diye bekliyorsunuz ikiniz de, sabah olmuyor, periler tozlandirip eskitiyor sehrin zamanini, ama size kimse dokunamiyor, buyulenmis, imrenmis, seyre dalmis eski bir ahali, siz sarabin esliginde kipkirmizi, ates sicakligi.

22 Eylül 2010 Çarşamba

omrumce hep adim adim

Insanin yuzu en cok nerede gercek?
Dogdugu evde mi?
Buyudugu sokaklarda ya da
Umutlandigi sehirde?

Bir sehir insani ne kadar kor kilabilir gercege? Bazi sehirler kandirir, boyar harika bir makyajla insani, saklar icindekileri; bazilari ise kiri ve onursuzlugu resmiyete dokulmus insanlari cirilciplak birakir karsinda, bu kiminin dogdugu, kiminin de umut buldugu sehirdir belki. Ama benim icin bu sehir, bu ici mutsuz ve yalniz insanlarla dolu sehir, gercegi gorup de yine umutla kendime sarildigim sehir, yalanin karsimda kucucuk kalip da yok oldugu sokaklarin, benimse kendime dondugum ve kendimde buldugumla umut doldugum sehir.

Iki kitanin arasinda salinan bir vapurdan bakarken, gozleriminin onunde koprunun ortadan ikiye ayrildigi, ayrilirken da icindeki yuzlerce insani bogaza kurban ettigi, kopruyu tutan dev sutunlarin denize duserken yuzume kucuk pariltilarla bir serinlik verdigi, cocuklugumda sokaklarinda oyunlara karistigim, denizini ancak buyuk aklimla gordugum uzak hayallerin, ozledigim ruyalarin semtleri, kendi kendime verdigim sozlerin cismanilesip birer sokak adi olarak karsima ciktigi ve beni kendine orta okul yillarimda asik oldugum cocuk gibi cektigi sehir.

Simdi o cocukluk zamani sancisi, dunyanin en masum aski, yuzundeki cilleri denizin pariltilari gibi kafami karistiranla ayni semanin altindayim yine, gozleri yine eskisi gibi gulebiliyor, yine bana baktigi zaman, ellerimde elini hissettigimdeki titremelerimde ariyorum arada kacirdigim yillari.

Yillar oncesinde bir otobus yolculugunda dokundugum, yanyana dunyanin tum hazinelerini kesfedip de duruldugum, karanlik bir sinemada bacaklarimizin kesistigi, onunla ayni odada uyumak icin her seyi unutup da yollara dustugum, bir ruya alemi prensi gibi, masalsi, gizli ve hic yerini degistirmeyen cocuk, pesinsira gezdigimi soyledi bir kac marti belki de sana. O yuzden aniden cikip duruyorsun karsima her ask macerasindan sonra. Ya da her ask ihtimali seni hatirlamak icin ve seni daha cok sevmek icin bir bahaneydi hikayenin sonunda, ne de olsa her bitirdigim yalandan sonra seni arayip durdum, sense hep karsimda durdun dimdik kisik gozlerinle, ellerinde okumaktan bikmadigimiz kitaplarla.

Okul sirasina uzandigin bir gun, gozlerinin icine baktigimdaki gibi, simdi de ayni sekilde savruluyor tuylerim gozlerinin etrafindaki ciller yuzunden, bedenimde lodos kopup migdemden yukariya firtinali bir yaz ogle sonrasi olusturuyor aniden, mevsimlerim degisip birbirine karisiyor, gun bana dogup, gunes kucagimda bir cocuk gibi misildiyor gozlerini kapatip.

Senden gizledigimi senin bilmen, benden gizledigini benim bilmem belki de dunyanin en buyuk rahatlamasi, arada yasanan tum yanlislari, tum bosluklari bir anda doldurup eski masal kahramanlari gibi sabahin bahar seslerini, kuslarin ciceklere basmadan kokladigi hayalleri saniyeler icinde olusturuyor bu sehirde.

Her sokaktan gecen adimlarin senin semtine bir gecitken, ben farkinda olmadan dudaklarinda huzurun en beklenilesi tutkusunu buluyorum. Mungan gibi temize cekiyorum gecmisimi sende,tertemiz sayfalarima gelip de yazilarini yaz, saridan bir ton calip siyahla bogusmus sac tellerinle murekkebini sur bedenime diye, oyle bir gece olsun ki simdi bu sehirde tam dokuz yildir ruyalarimda sokak sokak hayallerini yerlestirdigim her sehirden cikip gelsin senler, ruhum bir yazi masasi olsun senin ruyalarin icin, o buyuk ve guzel ellerinle her zerremi ezberle, kopyala teninin gozeneklerine. Bir sarki yazilsin buna ozel. Kirpiklerin degdikce belki de yuzume, dudagini bir parcammis gibi birakmadan elma sekeri yaparim kendime, tum sinir uclarim sana temas eden yerlerde birikip uzuvlarimi yeniden yaratiyor, her saniye bir hayat misali uzayip gidiyor belki de. Hayat surprizlerini hic haber vermeden veriyor hem de.

Bu sehirde yillar once uc kelimeyi kullanmayi yasaklamistim kendime, simdi saliverdim martilari, denizi ve bogazi hic bir seyi umursamadan, onlar da gidip buldular seni elleriyle koymus gibi, yillardir seni bana hazirlamis gibi.

"Ben kalbimden baska yerde, inan seni bulamamistim" ta ki bugunlere dek, bugun hayatin beni surukledigi bu sehirde dar bir sokakta gulusunun golgesi basima carpip beni bayiltana kadar.

Sonra gunun isigi gecenin murekkebine karisip akmaya basladi bedenimden yere, daha once tanimadigim yorelerindeki cillerinle teker teker tanisip birer gulumseme cizdim hepsinin yanina, sakladigim fotografini cikarip cuzdanimdan bogazindaki tepeye dokundurdum. Ovalarinda gezinirken yagmurlarina tutulup, calilarinin arasinda aradigim buyuk hazinemi kesfe koyuldum, kesfettikce cografyanda gezmeye gelmis bir gezgin gibi durduramadan kendimi, irmaklarinda yikanip, topraklarinda kuruladim yanan asfaltimi. Bastan asagiya tum ikliminde yasamanin ruya hazzi, ormanlarinda gezerken duydugum sesinin ruzgar serinligi, vadilerinde kosturup dururken disledigim yemislerin, suyu agzimdan tasip da sakallarimdan boynuma sizan meyvelerinin tadina tapar gibi devam etti gezmelerim. Cunku anladim ki, volkaninda patlarken, lavlarin tenime yapisip da alev gibi yaniklar acarken, heyelanlar olustu cukurlarimda, depremler oldu patikalarimda, firtanayla sakinlesen bakir doga gibi tertemiz oldum, cunku hayat ezelde bir buyu gibi koymus seni gozlerimin onune, gemilerimle ulastigim gizli bir ada gibi, goguslerindeki iki tepenin arasinda basim uyuklamadan gozlerimi kapatabileyim diye. Cunku Tanri seni yaratirken "yigit ol, dogru ol" diye haykirmis uzayin bosluguna, Israfil Sur'a ufleyene dek de oyle kalacaksin simdi denizin baliklari fisildiyor bana.

Perilerin ellerinde gececek gunler, geceler, ruya gibi.