25 Ocak 2011 Salı

zamanlamalar

Kendi kararlarimi almaya baslayip burnumun dikine gitmeye karar verdigim gunden beri hayatimdaki zamanlamalarin ulvi garipligine sasirip duruyorum. Kucuk bir cocukken de benim istedigimden cok seker atildi cayima diye krize girebilen bir varlikken bugun bulundugum nokta aslinda gayet olgun ve uysal bir karakter ciziyor aynada. Her halukarda evrende bir hareketlenme var, bilmiyorum artik kendime guvenip istedigimi yapmak icin her seyi karsima almaya cesaret gosterebildigim icin midir, yoksa gizli bir el mi, gayet umutla bakabiliyorum hayata, ustelik icimden bir ses 'panik, panik, panik' diye fisildayadursa bile.

Nina Simone - Just in Time

16 Ocak 2011 Pazar

i believe



Hayatimin her doneminde belki de farkli seylere inanip durdum, inandiklarimdan sarsilmaz bir tutkuyla eminken yeri geldi tamamen sirtimi dondum olana, bitene, inandiklarima. Sevmedigim huylarimin yaninda her seyi mubah kilan ve aslinda icgudusel olarak dogruyu secmemi saglayan garip bir evrimsel ozelligim var sanirim. Sezgilerime hep guvendim, bu konuda hep ukalaydim, hic yanilmadim cunku.

O kadar inandigim seyden geriye kalan belki de bu sezgi gucunden baska bir sey degil ama onun sayesinde yeni seylere inanma cesaretini de gosteriyorum hicbir seyi umursamadan. Yillar oncesinin beni ben degil, simdiki ben karsimda oturup bana gulumseyen bir sesi cikmaz degil.

Kendimi ilk defa oldugum gibi biraktim bu sefer sevdigim icin, icgudulerime guvenip de yapiyorum bunu, her zaman bir korku arkadan arada bir uyari veriyor ama, hayal ettigim gibi hissediyorum yavas yavas. Bir cocuk gibi dusler kurdugum zamanlarda umdugum seyler karsima cikiyor aniden.

Aslinda en buyuk korku simdi basliyor, cunku gercekten yasamaya basliyorum, istediklerimi yapmak icin caba sarfediyorum ve sonuclarina olan guvenle, hayal kirikligi ihtimalinin cikmazindan ates basabiliyor vucudumu.

Her halukarda, inaniyorum sanirim, ustelik olmasa bile, inaniyorum bir sekilde iste, bu inanc gitmeyecek sanirim.

11 Ocak 2011 Salı

pat pat

Uzun suredir buralara ugramamis olmanin verdigi saskinligi ve oryantosyon eksikligini yasamiyor degilim, ama her halukarda baslamak lazim bir yerden.

Ne oluyor hayatimda diye sormadan gecirdigim biraz deli biraz hayal urunu biraz da sihir serpilmis zaman diliminden an itibariyle ciktim sanirim, gerceklik sert ve buyuk bir dalga gibi genzime kacti aniden, tuzu bogazimi yakip gozlerimi kismama sebep oldu.

Hayatta en cok arzuladigim seylerden birinin tutarlilik, yani aslinda pratikte aynilik, oldugunu ogrenmis olmanin verdigi olgunlukla uyaniyorum bazen. Bu beni hem sasirtiyor hem de biraz korkutuyor, su saniye bu karmasiklikla alip basimi gidesim geliyor bilmedigim yerlere. Neyse ki bu sehirde bilmedigim yerlere gitmenin bile imkani yok ruh halimin pusulasina gore.

Kafamin icinde hosuma gitmeyen seyler oluyor isin ozu.



Ama sanirim ucup ucup aniden yere cakilmak bir doga kanunu, yere cakilmak olmasaydi ucmak da olmazdi zaten.

6 Aralık 2010 Pazartesi

home is where your heart is

Sabah uyaniyorum, gece uyuyorum bazen. Acikinca yemek bile yiyorum, sigarayi cogalttim fark etmeden. Yururken yorulsam da lanet etmeden hicbir seye varabiliyorum eve. Arada bir balik kokularina kanip yonumu sasiriyorum, hayat bilindik, tahmin edildigi gibi.

Telefonum titriyor arada bir, gozum kaciyor karsimdaki fotografa, siyah kemik cercevenin arasindan gorunen badem gozlerine birinin.

Sabah isime gidiyorum, uyanip kahvaltimi yaptiktan, denize bir goz atip, biraz miyavladiktan sonra yollarda kosturuyorum. Aslinda gecikiyorum neredeyse her gun ama farkina bile varamiyorum, insanlarin hepsi mi sakin bu sehirde benim gibi? Herkesin icinde garip bir buyulu sarki mi caliyor durmadan? Kor oluyorum, yavas yavas.

Aslinda gozum kaymiyor, bilerek buluyor istedigini.

Aksamlari bazen yalniz kaliyorum, bir yerlerde biri durmadan piyana caliyor, puslu bir plak gibi bir ses dolaniyor etrafta. Yillarca beklemenin verdigi bir saskinlikla belki de daha cocukken hayal ettigim bir ruyaya uyudugumun farkina daha yeni yeni variyorum.

Hayat beklendigi gibi, rutinleri devam ediyor her gun ve biraz daha cok seviyorum ben her gecen saniye izin verdigi surece. Bir sarki hediye ediyor o bana, alip sariliyorum hediyeme, uyumak istemiyorum boyle hissedince, uyumak zaman kaybi gibi geliyor, sanki uykuya ihtiyac duymadan da yasayabilirmisim gibi geliyor. Aklim yerinden tasinip gidiyor bir yerlere, yavas yavas.

Eger bir gercekligi varsa bu yasadigimiz hayatin, ona bir kadeh kaldiriyorum hayali.

Ruyalardan uyanip da karsisinda dunyanin her seyine bedel bir gulumseme gorurse eger, o kadeh havada asili kaliyor.

Kadehimden bir yudum cay iciyorum bu gece, iki kisilik bir cay hazirlamis iklimin degisimi.


Ama en guzeli, bazi hikayeler basindan inandiriyor seni bitmeyecegine.

O romani yaziyorum artik, iki kisilik bir gece ruyasi.

24 Kasım 2010 Çarşamba

and this old world is a new world and a bold world for me

Su sarkinin bu blogta bir gun kullanilabilecegi fikri aklimin ucundan gecmek bir kenara dursun, bir ihtimal bile degildi o'nu taniyana kadar. Ask hos gelmis semtime.

22 Kasım 2010 Pazartesi

i never thought we’d meet

Notre Dame de Sion
sabahin onu, o'nun durdugu
onlarca insanin yok oldugu
geyikler durmadan havaya sicriyor
i never thought we'd meet
lale muldur yankilaniyor
hava guzel olsun
bir tutam gunes
sehir bir yumak gibi onumde
sen karsimda
kis gozlerini biraz daha
bak kapatiyorum ben
perdelerimi
bir yerden firlayip cikiyorsun
uzun caddelerin birinde rastlamis gibi
kalem kiriliyor, kalem yikiliyor
leblerinden ayrilamiyor bebeklerim
leblerini istiyorum,
leblerinde bir ruyaya yatiyorun caddenn ortasinda,
uyandirma
uyanmadan
yoldan gecen biri sesleniyor;
boogie street'e hosgeldin!


21 Kasım 2010 Pazar

soon is now!

Morrissey sormustu ben tekrarladim, sanirim ilk defa cevap verebiliyorum bu kadar net 7 saatin ardindan, soon was today, so soon is now, soon is everything from now on.

'i know that i love you through the hole in the sky'