Mikroskopik varligimizin serefine;
Aptal maymunlarin evrendeki yeri, tiklayin.
Monkey killing monkey killing monkey
Over pieces of the ground.
Silly monkeys give them thumbs,
They make a club
And beat their brother..down.
How they survived so misguided is a mystery.
Repugnant is a creature who would squander the ability
to lift an eye to heaven conscious of his fleeting time here *
*Tool - Right in Two
Fazla soze ne hacet.
tool etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tool etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Nisan 2010 Pazar
18 Mart 2010 Perşembe
hallelujah, it's time for you to bring me home
Yeni baslangiclarin, daha iyi kaybetmelerin, bikkin baharlarin, umutlu sakarlarin, ve hep beklemeye hazir olanlarin, gunes cikinca gulumseyenlerin arkaplan muzigi.
2 yil kadar once, Ankara'nin kuru cografyasinda araba surerken dinlemeye sartlandigim, melodisi huzur verse de, bir sekilde aglama hissi uyandiran, ama gulumseyerek aglatma ihtimali olduguna inandigim The Shins eseri, New Slang.
Bir de icinde kimildamadan zamanini bekleyen, en zayif aninda karsina cikip suratina indirecek, kaybetmenin ne demek oldugunu en iyi anlatan, artik hicbir sey her seyden anlamli oldugu anin muzigi
Bugun gunes parladikca, bahar geldigini hissettirdikce, derim isindikca dinlemekten uzak duramadigim, zamansiz dagilma seromonisi, Tool, 10.000 days.
Afiyetle.
2 yil kadar once, Ankara'nin kuru cografyasinda araba surerken dinlemeye sartlandigim, melodisi huzur verse de, bir sekilde aglama hissi uyandiran, ama gulumseyerek aglatma ihtimali olduguna inandigim The Shins eseri, New Slang.
Bir de icinde kimildamadan zamanini bekleyen, en zayif aninda karsina cikip suratina indirecek, kaybetmenin ne demek oldugunu en iyi anlatan, artik hicbir sey her seyden anlamli oldugu anin muzigi
Bugun gunes parladikca, bahar geldigini hissettirdikce, derim isindikca dinlemekten uzak duramadigim, zamansiz dagilma seromonisi, Tool, 10.000 days.
Afiyetle.
7 Ekim 2009 Çarşamba
Göl-ge-mi
O mutluluk ve umut
Bakıp da gözlerime
Kıyılardan açıldı kıt
Balıkların nefesinde.
İki gün oldu, uzak kaldırımda seni en son göreli.
Ölüm, hayatımızı anlamlı kılıyor geceye ses veren tedirgin kedilerin peşinde. Her şeyin başı ve sonu olması gerekiyor anlamamız için bugünü. Hayatı şekillendiren, yoğurup bir dağın tepesine bir mabetmişçesine koyan, mezara gireceğimiz günün sözü, vaadi. Mezar taşına ne yazılacağına başkaları karar versin, ben başka şeylere karar vereyim.
Yaşadıkça da yaşlanmayı ve pişmanlıkların ve kaçan, gerçekleşmeyen, hayal edilenlerin yokluğunun atmosferi doldurduğunu izleyeyim.
Düşümde kendimle karşılaştım dün gece. Yaşlanmış, saçlarının tamamı kurşuniye çalmış, gözlerinin morluğu eski anıları hapseden soluk bir yüz. Yüzüme baktı, gülümsedi ya da, her şey mahvoldu ifadesini sakladı arkasına. Bir soru sormak istedim kendime, sadece bir soru.
‘Lock all the doors, kill the light.
No one’s coming home tonight.
The sun beats down and don't you know?’
Akşamüstü oturduk bir bankta, cadde kenarında, sokakların aktığı, insanların ölümü reddetmek, unutmak için deli gibi çabaladığı diğer bir dünya zamanında. Her şey aynı, hiçbir şey değişmiyor bu eksende sanki. Biz, büyük hikayelere artik inanmayan kayıp zamanların silik yüzleri, tüm uğraşları anlamaya çabalamak ve anlayamamak arasında sıkışmış, hüzün dolu bakışları olan tek mevsim çocukları. Tesadüf varlığımıza o kadar çok hikâye yazdık, o kadar çok inandık ki kendi yazdığımız hikayelere, bu fazlalık ve inanç asıl amacımızın ne kadar bos olduğunu hiç hesap etmememize rağmen ortaya çıkardı.
‘Yaşa’ dedi babam, annem sessizdi. ‘Sus’ dedi biri, ezan aniden kesildi.
O, ezan okunurken, ölen kardeşine ağlamıştı, bense ona, belki de kendime.
Yanımda oturan ben ‘üzülme’ dedi, ‘sadece sen değilsin, sadece sen olmayacaksın.’
Meydanı dolduran göçmenlerin sergilerde sattıkları taklit çantaların renkleri hep aynıydı; siyah ve kahverengi, çaprazında dizilmiş kefelerde oturan insanların içtikleri kahveler de. İçilen kahve sayısı kadar çanta satılır mıydı?
‘Her şeye rağmen, tüm bu kiri, dağınıklığı görmeye rağmen, nasıl, niye devam ettim, niye hala varsın, yok ol’ dedim, fısıldayarak, cevabini bilerek, kendimi kandırarak.
‘Yaşa’ dedi yaşlı adam. Sesler birbiriyle yarıştı. ‘Sorma’ dedim, ezan hiç başlamamıştı.
‘Tamam’ dedi ‘sormam, zaten bildiğinden emin olmana gerek yok. Zar atıldı, taşlar dağıldı, eksik pulları toplamaya küçük, ufacık insanlar yollandı. Sonra insanlar geri gelmedi, onlar da kayboldu, onları aramaya başkaları yollandı, onlar da dönmedi ama hep gidecek yenileri bulundu, zar dönmeye, taslar eksikliklerinde dizilmeye devam etti. Sen gitmedin, gitmeyeceksin de, bu senin seçimin olduğu kadar senin lanetin de. Gidilen yerde ne olduğunu merak etmek ayrı bir hikayenin konusu, kaldığın yerin gerçekliğik yanılgısı daha dayanıklı.’
‘Sadece bir an istiyorum, benliğimin dışında, etimi çevreleyen her şeyin susmasını, uğultunun yok olmasını, içimde büyük bir boşluğun oluşmasını, o derinliğin içinde kaybolup gitmeyi, bir an, sadece.’
‘Sen o anı ararken, ben bu hale geldim, burada tam yanında, sana gelecekten anılarını anlatmaya ve o an kaybolmaya devam etti ve tamamen kaybolduğu için buradayım, hapsoldum, artik senin gölgenim, güneşe çıkmaktan korkma sebebin, alışsan iyi edersin.’
Sustu.
Kusmak için kasılmaya başladı midem. Kahverengi ve siyah. Ve tam meydanîn ortasına, boşaldı içim, çocuklar koşturup sardı etrafımı. Hava zifir, gece başladı. Dizlerimin üzerinde güneşin doğuşuna kaç saat kaldığına, korkarak, titreyerek ve yeni bir kusma nöbetini bastırarak baktım.
‘All our lives are growing cold’
Bakıp da gözlerime
Kıyılardan açıldı kıt
Balıkların nefesinde.
İki gün oldu, uzak kaldırımda seni en son göreli.
Ölüm, hayatımızı anlamlı kılıyor geceye ses veren tedirgin kedilerin peşinde. Her şeyin başı ve sonu olması gerekiyor anlamamız için bugünü. Hayatı şekillendiren, yoğurup bir dağın tepesine bir mabetmişçesine koyan, mezara gireceğimiz günün sözü, vaadi. Mezar taşına ne yazılacağına başkaları karar versin, ben başka şeylere karar vereyim.
Yaşadıkça da yaşlanmayı ve pişmanlıkların ve kaçan, gerçekleşmeyen, hayal edilenlerin yokluğunun atmosferi doldurduğunu izleyeyim.
Düşümde kendimle karşılaştım dün gece. Yaşlanmış, saçlarının tamamı kurşuniye çalmış, gözlerinin morluğu eski anıları hapseden soluk bir yüz. Yüzüme baktı, gülümsedi ya da, her şey mahvoldu ifadesini sakladı arkasına. Bir soru sormak istedim kendime, sadece bir soru.
‘Lock all the doors, kill the light.
No one’s coming home tonight.
The sun beats down and don't you know?’
Akşamüstü oturduk bir bankta, cadde kenarında, sokakların aktığı, insanların ölümü reddetmek, unutmak için deli gibi çabaladığı diğer bir dünya zamanında. Her şey aynı, hiçbir şey değişmiyor bu eksende sanki. Biz, büyük hikayelere artik inanmayan kayıp zamanların silik yüzleri, tüm uğraşları anlamaya çabalamak ve anlayamamak arasında sıkışmış, hüzün dolu bakışları olan tek mevsim çocukları. Tesadüf varlığımıza o kadar çok hikâye yazdık, o kadar çok inandık ki kendi yazdığımız hikayelere, bu fazlalık ve inanç asıl amacımızın ne kadar bos olduğunu hiç hesap etmememize rağmen ortaya çıkardı.
‘Yaşa’ dedi babam, annem sessizdi. ‘Sus’ dedi biri, ezan aniden kesildi.
O, ezan okunurken, ölen kardeşine ağlamıştı, bense ona, belki de kendime.
Yanımda oturan ben ‘üzülme’ dedi, ‘sadece sen değilsin, sadece sen olmayacaksın.’
Meydanı dolduran göçmenlerin sergilerde sattıkları taklit çantaların renkleri hep aynıydı; siyah ve kahverengi, çaprazında dizilmiş kefelerde oturan insanların içtikleri kahveler de. İçilen kahve sayısı kadar çanta satılır mıydı?
‘Her şeye rağmen, tüm bu kiri, dağınıklığı görmeye rağmen, nasıl, niye devam ettim, niye hala varsın, yok ol’ dedim, fısıldayarak, cevabini bilerek, kendimi kandırarak.
‘Yaşa’ dedi yaşlı adam. Sesler birbiriyle yarıştı. ‘Sorma’ dedim, ezan hiç başlamamıştı.
‘Tamam’ dedi ‘sormam, zaten bildiğinden emin olmana gerek yok. Zar atıldı, taşlar dağıldı, eksik pulları toplamaya küçük, ufacık insanlar yollandı. Sonra insanlar geri gelmedi, onlar da kayboldu, onları aramaya başkaları yollandı, onlar da dönmedi ama hep gidecek yenileri bulundu, zar dönmeye, taslar eksikliklerinde dizilmeye devam etti. Sen gitmedin, gitmeyeceksin de, bu senin seçimin olduğu kadar senin lanetin de. Gidilen yerde ne olduğunu merak etmek ayrı bir hikayenin konusu, kaldığın yerin gerçekliğik yanılgısı daha dayanıklı.’
‘Sadece bir an istiyorum, benliğimin dışında, etimi çevreleyen her şeyin susmasını, uğultunun yok olmasını, içimde büyük bir boşluğun oluşmasını, o derinliğin içinde kaybolup gitmeyi, bir an, sadece.’
‘Sen o anı ararken, ben bu hale geldim, burada tam yanında, sana gelecekten anılarını anlatmaya ve o an kaybolmaya devam etti ve tamamen kaybolduğu için buradayım, hapsoldum, artik senin gölgenim, güneşe çıkmaktan korkma sebebin, alışsan iyi edersin.’
Sustu.
Kusmak için kasılmaya başladı midem. Kahverengi ve siyah. Ve tam meydanîn ortasına, boşaldı içim, çocuklar koşturup sardı etrafımı. Hava zifir, gece başladı. Dizlerimin üzerinde güneşin doğuşuna kaç saat kaldığına, korkarak, titreyerek ve yeni bir kusma nöbetini bastırarak baktım.
‘All our lives are growing cold’
23 Ağustos 2009 Pazar
I know the pieces fit!
'time heals, time congeals around us,
painless hours of endless motion,
understanding's not demanding,
you can't hide what you feel inside'
Boyle baslasin ilk once, gecmise dair her seyi anlatabilecek kadar guclu.
'I know the pieces fit, cause I watched them fall away'
Yanlis insanlara dusebiliriz evet, yanlis secimler de yapabiliriz, istemedigimiz bir insana da donustugumuzu fark edebiliriz ama eninde sonunda onemli olan nasil bir insan olmayi secebilecegimiz sanirim. Kolay degil ama var boyle bir sey. Su son iki gunde aldigim kararlari uygulamak gecmisimi dusununce zor gibi gorunse de artik bitti diyebiliyorum, cunku olmak istedigim insani secmek zorundayim ve istiyorum. Artik karanligin icinde hic taninmamis yuzlere bakmayacagim, ya da hayatta belki de en cok deger verdigim seyin umudunu, tuvalete girip sifonu cekmekten farkli bir hale getirebilmeliyim. Ben ne zaman bunlari yapabilecek bir insan oldum ki zaten, onu bile hatirlamiyorum ama su anda bi esikten gectigimin farkindayim ve hic bu kadar da emin olmamistim.
'cold silence has a tendency to atrophy any
sense of compassion
between supposed lovers/brothers'
Tool benim icin artik zaten bir pazar gunu klasigi, niye oluyor bilmiyorum ama pazar gunleri tool dinleme oranimin sikligini anlamak gercekten zor geliyor bir iki istisna disinda. Basliyor sirayla, you lied'i bagirarak soylemek istiyorum, kosarak, karanlik bir yolda, nefes alamayana kadar. Sonra 'sober' beni parmagiyla isaret ediyor ve soyluyoruz beraber
'mother mary won't you whisper
something but what's past and done
trust me. i want what i want'
Parabol, Parabola ve Schism pespese gelmeli, overdose tehlikesi olsa da, why do i have to be sober?
Tool en cok pazar gunune yakisiyor. Hava soguyup da disariya adim atma istegim de tamamen yok oldugunda, daha da yakisacak odama Maynard'in sesi. Gelsin artik kis, sogusun hava, en azindan disariya, gunese, sicaga gitme istegim de kaybolsun artik. Bazi seyler degismek zorundaysa eger bazi seyleri kabullenmekle gerceklesecek sanirim sadece bu.
painless hours of endless motion,
understanding's not demanding,
you can't hide what you feel inside'
Boyle baslasin ilk once, gecmise dair her seyi anlatabilecek kadar guclu.
'I know the pieces fit, cause I watched them fall away'
Yanlis insanlara dusebiliriz evet, yanlis secimler de yapabiliriz, istemedigimiz bir insana da donustugumuzu fark edebiliriz ama eninde sonunda onemli olan nasil bir insan olmayi secebilecegimiz sanirim. Kolay degil ama var boyle bir sey. Su son iki gunde aldigim kararlari uygulamak gecmisimi dusununce zor gibi gorunse de artik bitti diyebiliyorum, cunku olmak istedigim insani secmek zorundayim ve istiyorum. Artik karanligin icinde hic taninmamis yuzlere bakmayacagim, ya da hayatta belki de en cok deger verdigim seyin umudunu, tuvalete girip sifonu cekmekten farkli bir hale getirebilmeliyim. Ben ne zaman bunlari yapabilecek bir insan oldum ki zaten, onu bile hatirlamiyorum ama su anda bi esikten gectigimin farkindayim ve hic bu kadar da emin olmamistim.
'cold silence has a tendency to atrophy any
sense of compassion
between supposed lovers/brothers'
Tool benim icin artik zaten bir pazar gunu klasigi, niye oluyor bilmiyorum ama pazar gunleri tool dinleme oranimin sikligini anlamak gercekten zor geliyor bir iki istisna disinda. Basliyor sirayla, you lied'i bagirarak soylemek istiyorum, kosarak, karanlik bir yolda, nefes alamayana kadar. Sonra 'sober' beni parmagiyla isaret ediyor ve soyluyoruz beraber
'mother mary won't you whisper
something but what's past and done
trust me. i want what i want'
Parabol, Parabola ve Schism pespese gelmeli, overdose tehlikesi olsa da, why do i have to be sober?
Tool en cok pazar gunune yakisiyor. Hava soguyup da disariya adim atma istegim de tamamen yok oldugunda, daha da yakisacak odama Maynard'in sesi. Gelsin artik kis, sogusun hava, en azindan disariya, gunese, sicaga gitme istegim de kaybolsun artik. Bazi seyler degismek zorundaysa eger bazi seyleri kabullenmekle gerceklesecek sanirim sadece bu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)